menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünya artık karanlıkta da dinlenemiyor: Tropikal geceler!

21 0
25.07.2026

Gece yarısı pencereyi açıyoruz içeri hava giriyor ama serinlik girmiyor. Güneş saatler önce batmış olmasına rağmen duvarlar, çatılar ve asfalt gün boyunca topladıkları ısıyı odaya geri veriyor. Yatağın serin tarafını arıyoruz ama artık serin taraf diye bir şey yok.

İklim krizi uzun süre gündüz görüntüleriyle anlatıldı. Ormana yangınları, eriyen asfaltlar, bükülen tren rayları, termometrenin üzerinde gördüğümüz 40-45 dereceler.

Bunların hepsi gerçek. Fakat iklim krizinin daha sessiz, daha gündelik ve muhtemelen daha tehlikeli bir cephesi var ki o da gecelerin artık üzerine düşen görevi yapamaması.

Güneş battığında havanın serinlemesi doğanın en sıradan güvencelerinden biri. İnsan bedeni dinlenmek için bu serinliği kullanıyor. Toprak gece boyunca nem kaybını yavaşlatıyor, bitkiler bir sonraki güne hazırlanıyor. Şehirler de en azından teoride gündüz boyunca topladıkları ısıyı bırakıyordu.

Şimdi bu döngü bozuluyor. Meteorologların ‘tropikal gece’ dediği gecelerde hava sıcaklığı 20 derecenin altına inmiyor. Yirmi derece, gündüz görülen 40 derece kadar tehditkar duyulmuyor.

Tehlike de burada saklanıyor zaten! İnsan vücudu gündüz sıcağına bir süre direnebilir. Gölgeye geçer, hareketini azaltır, su içer, dışarı çıkmamaya çalışır. Fakat bedenin asıl toparlanma zamanı gece.

Vücut sıcaklığının düşmesi, kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki yükün azalması, sıvı dengesinin yeniden kurulması ve uykunun derinleşmesi gerekiyor. Gece serinlemediğinde beden uyurken bile sıcaklığını dengelemek için çalışmaya devam ediyor.

Dünya Sağlık Örgütü de uzun süren yüksek gündüz ve gece sıcaklıklarının insan bedeni üzerinde birikimli baskı oluşturduğunu; hastalık ve ölüm riskini yükselttiğini belirtiyor. Yani mesele yalnızca rahatsız uyumak ya da sabah biraz huysuz kalkmak değil. İnsan bedeni, bir önceki günün sıcaklığından kurtulamadan yenisine başlıyor.

Gece sıcaklıkları özellikle yaşlılar, kalp ve damar hastalığı bulunanlar, küçük çocuklar, dışarıda çalışanlar ve serin bir eve erişemeyenler için daha ciddi bir risk oluşturuyor. Yüksek gece sıcaklıkları uykuyu parçalıyor, vücudun iç sıcaklığının düşmesini zorlaştırıyor ve dolaşım sistemi üzerindeki yükü artırıyor.

Araştırmalar gece sıcaklığının, gündüz sıcaklığından bağımsız olarak da ölüm riskini yükseltebildiğini gösteriyor.

Avrupa’nın Haziran 2026’da yaşadığı sıcak dalgası bu açıdan bir dönüm noktasıydı. Copernicus İklim Değişikliği Servisi’ne göre Batı Avrupa, kayıtların en sıcak haziran ayını geçirdi. Haziran 2026 dünya genelinde de kaydedilen en sıcak ikinci haziran oldu.

HAVA OLAYI DEĞİL HALK SAĞLIĞI ACİL DURUMU

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Direktörü Hans Henri Kluge, temmuz başında yaptığı açıklamada aşırı sıcaklığın yalnızca bir hava olayı değil, bir halk sağlığı acil durumu olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Kluge’nin dikkat çektiği nokta önemliydi; Avrupa bölgesindeki ülkelerin yarısından fazlasında hala kapsamlı bir sıcaklık-sağlık eylem planı bulunmuyor. Oysa meteorolojik uyarıları sağlık hizmetleri, yaşlı bakımı, barınma politikası ve şehir planlamasıyla birleştiren ülkelerde ölümler azaltılabiliyor.

Cumartesi cumartesi canınızı sıkmak istemiyorum ama gelinen nokta siyasetten, günlük kavgalardan çok çok daha önemli.

Dönelim şu gece ‘sıcağına’, sorun yalnızca havanın sıcak olması değil, sorun, bedenlerimizin, evlerimizin ve şehirlerimizin gece serinleyeceği varsayımına göre kurulmuş olması.

Gece serinliğinin kaybolması sadece insan bedeninin sorunu olarak göremeyiz. Avrupa’da kuruyan toprağı ve Çin’de kuzeye kayan yağmur kuşağını anlamak için de aynı yerden başlamak gerekiyor.

Çünkü iklim krizi artık yalnızca termometrenin birkaç derece yükselmesi değil.

Dünyanın suyu nasıl tuttuğunu, ne zaman bıraktığını ve nereye taşıdığını değiştiren bir sistem krizine dönüşüyor.

ATMOSFERİN SUSADIĞI AVRUPA

Avrupa’yı yalnızca yağmursuzluk kurutmuyor.

Kıta aynı anda sıcak hava dalgaları, yangınlar ve düşük nehir seviyeleriyle mücadele ediyor. Fransa, İspanya ve İtalya’daki yangınlar binlerce insanın tahliye edilmesine yol açarken, Romanya’da Tuna Nehri bazı bölgelerde 1996’dan beri görülen en düşük seviyelere indi. Ren Nehri’ndeki düşüş de taşımacılığı, tarımı ve enerji üretimini yeniden baskı altına aldı.

Bu........

© Karar