Gene de haykırmak gerek…
Kadınların çektiklerini gördükçe kadınları, sıradan ve muhteşem olanlarını bir arada düşünüyorum.
Muhteşem kadınlardan biri de Marie Curie’dir.
Nobel Ödülü’nü alan ilk kadın…
Ayrıca bu ödülü iki kere alan ilk bilim insanı.
Öyle bir kadın düşünün ki uranyumla yaptığı deneyler sonucu radyoaktiviteyi keşfetsin.
Öyle bir kadın düşünün ki toryumun radyoaktif özelliğini bulsun.
Ve radyum elementini ayrıştırsın.
Öyle bir kadın düşünün ki radyoloji biliminin kurucusu olsun.
Madam Curie olmasa, hastalıkların teşhis ve tedavisinde görüntüleme yöntemlerini olmayacaktı.
Şüphesiz her canlı kutsaldır ama galiba kadınlar daha kutsaldır… O kutsal kadınlardan biridir işte Madam Curie.
Acaba o Madam Curie Türkiye’de kadın olsaydı…
Hatta siyasette olmak isteseydi…
Ya da siyasetin göz hizasında yaşasaydı…
Hangi saygınlıkta, algı düzeyinde muamele görürdü? Fransa’da da geçen yüzyılda büyük haksızlıklara uğradı ama burada herhalde hayatı ona zindan ederlerdi.
Uzun yıllardır siyaset kurumunun her türlü hallerini izliyoruz. Kadınlara neler yaptıklarını görüyoruz.
Ama bu son dönem yaşadıklarımızın tarifinde kelimeler yetersiz kalıyor gibi.
Bu koca ve karanlık resmi eskiler tek kelimeyle anlatırdı:
Şu sıralarda siyaset ve kadın başlığı söz konusu olunca aklıma en çok düşen tanımlama da:
Evet bu ülkede kadın olmak başlı başına cehennem işçiliği.
Peki siyasette kadın olmak?
Siyasetin kadına........
