Himalayaların kalbindeki ülke
Tagore Kadim Düşünceler kitabında “Gençken gözlerimin bozuk olduğunu bilmiyordum. Tesadüfen günün birinde gözüme gözlük takınca birdenbire her şeye yakınlaştığımı fark ettim. Bir saniye öncesine göre bana verilmiş olan dünyanın iki mislini elde etmiştim.” diyor.
Dünyayı veya farkındalığımızı arttıran yerleri gezmeyi, insanları görmeyi de buna benzetiyorum.
İnsanları “Çok gezen mi bilir çok okuyan mı” ikilemine düşüren sorunun hattı zatında aynı denklemde eşitlendiğini vurgulayalım ki bir tarafın yanında bir iddianın savunucusu olmayalım.
Seyahatlar; bizim bulunduğumuz yerin dışında açılan kapılardan içeri girip farklı insanlar, mimari yapılar, nezaketle yoğrulmuş bahçeler, fikirler, hayaller, sesler, ritimler, gökler, adımlar, yürüyüşler, gülümsemeler, buyurunlar, hayırlar, evetler, çekişmeler, telaşlar, kuşlar, kirlenmeler, kirlilikler, şükürler, teşekkürler … görmek. İnsanı birçok hayatlara ve doğru bildiklerini sorgulamaya götürür.
İnsana pişmanlıklar yaşatır. Ya demek benim bildiğim gibi değilmiş. Yıllarca yanılmışım. Yanılgımı doğru diye yaşamış ve savunmuşum. Savunulan her sert düşüncenin içinde zeytin yağı gibi üste çıkan yanlışlar.
Otuzlu kırklı yaşlarda gittiğim yerlerin fotoğrafını çekmekten, videolar paylaşmaktan, kendimi olduğumdan daha daha göstermekten anı yaşamayı yorgun akşam saatlerinde çektiğim fotoğraflara bakmaya........
