Turgut Uyar’ın içinde bulunduğu dünya ile içindeki dünya arasındaki çatışma
Hüseyin Cöntürk, “Turgut Uyar” (de yayınevi, 1961) adlı incelemesinde şairlerde iki dünya olduğundan bahseder. Aslında sadece şairlerin değil tüm insanların iki dünyası vardır. Bunlardan ilki ‘içinde bulunduğumuz, reel, somut dünya’, diğeri ise ‘içimizdeki dünya’dır. Söz konusu iki dünya, birbirinden bağımsız değil! Biri diğerini olumlu ya da olumsuz anlamda şekillendirir, biri diğeriyle örtüşebilir ya da tam tersi, biri diğerine alternatif olarak doğar. Örneğin Ziya Osman Saba! Muhtemelen içinde bulunduğu dünya ile içindeki dünya örtüşüyordu, mutlu bir aile, çocukluk hayatı vardı ve o mutlu dünya, şiirindeki dünyayı da şekillendirdi.
Ama Turgut Uyar’ınki öyle değil!.. Uyar’ın “Türkiyem” ve “Arzıhâl” adlı kitaplarındaki dünya, şairin içinde bulunduğu doğayla içi içe, dingin ve berrak bir dünyadır. Ve böyle bir dünyada yaşayan özne mutludur. İçinde bulunulan dünya ile içindeki dünya arasındaki uyum, şiirlerin öznesine ‘dinginlik’ olarak yansır. Örneğin bu uyum/ mutluluk, “Türkiyem”deki “O Köy Yine Kendi Rüyasındadır” (Büyük Saat, 2002, s. 39) başlıklı şiirde Baranhev köyüne inen ve muhtarın evinde misafir olan özne tarafından şöyle dile getirilir:
“Muhtarın odasında bir ben, iki yabancı
Birbirimizi yıllarca tanırcasına
Kurunduk, çay içtik, muhabbet ettik
Kurtlar kuşlar ve bulutlardan uzakta
İnsan olduğuma gizli gizli
Bir sevindim, bir........
