menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Modern şairin münâcât ve naatı

43 0
09.03.2026

İslâm edebiyatının geleneksel türlerinden biri de naat. Hz. Peygamber’i öven, O’na olan sevgiyi ve saygıyı dile getiren naat için Sezai Karakoç, “Peygamber nasıl insanın ufkuysa, Na’t da şiirin ufkudur” der (Edebiyat Yazıları I, Diriliş Yay., 1982, s. 92).

Belki din ve tasavvufun, hayatın merkezinde oluşundan, belki insanın doğadan kopmayışından, belki de Ferdinand Tönnies’in ‘cemaat’ (gemeinschaft) dediği toplumsal yapıya özgü samimi ilişkilerin sürdüğünden olsa gerek, klasik şiirin öznesi, Tanrı’ya ve resulüne büyük bir iman ve aşk ile bağlıydı ve en önemlisi dingin bir ruha sahipti. Ama sonra bu iman sarsıldı, bunun ilk işaretlerine de Şinasi’nin “Münâcât”ında rastladık. Bir kuşku, bir tedirginlik düşmüştü şairin ruhuna! Sonra kuşku büyüdü, Tevfik Fikret’te bir ‘inanç krizi’ne dönüştü.

İnanç krizi ayrı bir çizgi!

Artık din ve tasavvuf, toplumsal hayatın merkezinde değil. Tönnies’in ‘cemaat’ dediği toplumsal yapıya özgü ilişkiler yok. İnsan doğadan koptu, mekanikleşti, metropol içinde kayboldu. Saatleri Tanrı’ya da ayarlı değil, hayat ‘hız’la akıyor.

Böyle bir dünyada mümin bir şairin münâcâtı ya da naatı, aynı dingin ruh hâlini taşır mı?

Bilemiyorum! Ama metropollerde,........

© Karar