‘Tatar Çölü’nden ne bekliyoruz? Bizi kalede tutan ne?
İtalyanların Kafka’sı olarak bilinen Dino Buzzati’nin “Tatar Çölü”nü (Çev. Hülya Tufan, İletişim Yay. 1991) okudum tekrar.
İlk aklıma gelen şey, ‘sınır’dı. ‘Sınır’da olmak, öteye karşı hep uyanık olmayı da beraberinde getiriyor. Romanda Teğmen Drogo’nun atandığı Bastiani Kalesi sınırdaydı. Kaledekiler, hayatları boyunca daima sınırın ötesindeki ‘Tatar Çölü’nü gözetlediler. Hayat, sınırdakiler için hep öteyi gözetlemekle geçiyor. Hudut, sadece coğrafî bir terim değil bence. Buzzati, insandaki evrensel bir duyguya da işaret ediyor. Düşüncenin ve duyguların sınırında da olabilir insan. Onun da ‘hudut’taki Drogo gibi dikkati sınırın ötesindedir, içinde bulunduğu daire ile öte arasında zaman zaman gider gelir. Bedenle ruh arasında gidip gelmek gibi. Uyanıklık, huzursuzluk, hatta kaygı, ama umut da sınırdakilere özgü. İyi sanatçıların bu anlamda ‘sınır’da olduklarını düşünüyorum. Roman kahramanı Drogo da öyleydi, sınırdaydı. Bu nedenle sınırda olanın ruh hâlini, ikilemlerini ve umutlarını taşıyordu. Bir süre şehirle Bastiani Kalesi’nde gelip gitti.
Romanı okurken aklıma gelen ikinci kavram da bekleyişti. Beklemek, bir yerde durmaktır, hareket hâlindeki zamana ve hayata inat, zordur da. Çünkü bir yerde çakılı kalmak, hayatın doğasına da aykırı ve uzun süre geçtiğinde sıkıcı. Drogo, eserde bir asker ama bende dünyaya doğan -atanan demeliyim roman bağlamında- ve........
