YAZMAK İÇTEN OLMAKTIR!
Güneş açıksa, açık diyebilmelisin, / gökyüzü kaplı, bulutlu, yağacak gibiyse gördüğünü söyleyebilmelisin. Hava sislenmişse, boğucu ve yorucu ise çekinmeyeceksin yazmaktan. “Leke bulut yok” diyemiyorsan, “fırtına, kar, sağanak yağış var” deyip anlatamıyorsan, “kıral çıplak” deyip ağzını açamıyorsan, yazmayacaksın.
Yazmak samimi olmaktır, içten, yürekten olmak… Değilsen o kalemi kıracaksın.
Otomobil kaza yapmışsa, uçak düşmüşse, yollar çamurlu, kirli ve iğrençse, bunu söylemeye, yazmaya yüreğin ve cesaretin yoksa, korkuyorsan, soğanı, sarımsağı hesap ediyorsan, “kıral çıplaktır” diyemiyorsan, yazmayacaksın.
Madencilerin yorgun ellerini ayaklarını; parasını ödemeyen -emeğin karşılığını ödememek ahlaksızlıktır- patronları, toprağın yüzlerce metre altında-göçükte kalıp ölen işçilerin çocuklarının çığlıklarını, feryatlarını duyamıyor ve yazamıyorsan, birilerini darıltırım kaygı ve endişesiyle kalemini kullanamıyorsan gazeteciliği bırakacaksın.
Bir zamanlar, “yollar yürümekle aşınmaz” diyen devlet adamları, en azından “hak arayanlara” iş çığırından çıkana kadar polisi, jandarmayı, güvenlik güçlerini saldırtmaz, haklarını sokaklarda, meydanlarda arar ve haykırırlardı. Bugün öğretmenin, işçinin, memurun, çiftçinin, köylünün, emeklinin bakanlık önünde, sokaklarda, meydanlarda demokratik haklarını arayanların, açlık grevi yapanların yollarını TOMA’ larla kesiyor, su sıkıyor, asker, polis saldırılarıyla cop ve biber gazı kullanıyor, gözaltına alarak tutukluyor, her türlü işkenceyi yapıyor, kafa-göz patlatmaları yanında kimi insanlar ölüyorsa; bunu kimi gazeteler yazmıyor, kimi televizyon kanalları görmezden geliyor, haber........
