Ben Herkesle “Uyumlu” Değilim!
Gerçeğin çıplaklığına ilişkin tutum almak gün be gün zorlaşmakta. “Yasal” / “hukuksal” diye dayatılan, hak ve özgürlükleri kısıtlayan yetmezcesine “mobbinglerin” dalga dalga genişleyerek bir yönetim biçimine/anlayışına evrildiği dönemden geçmekteyiz. Oluşturulmak istenen iklim tam da “kabullen”, “biat et”, “sorma/sorgulama”; sakın ha karşı çıkma, tehditi! Yayılmak istenene anlayışın üstünlüğü/egemenliği dahilinde hoşgörü/anlayış. Daha doğrusu bu minvalde/düzlemde bir “uyum”, sosyal ilişkiler ve siyaset kültürü.
Kişilere saygı ile düşünceye saygı hep karıştırılır. Oysa esas olan insana saygı olmalı. Onun taşıdığı ya da savunduğu ama beğenmediğimiz düşüncelerine neden saygılı olayım diye kendimi çok sorgulamışımdır. Bu düşüncelere karşı çıkmak neden “saygı” ile ölçülsün? Karşı çıkılan bir anlayışa/düşünceye, beğenilmeyene nasıl saygı duyulur? Elbette ilgili kimliğin kişiliği ya da konumundan, statüsünden bağımsız bir değerlendirme, benim anlatmak istediğim. Birey olarak başta insan olmak üzere bütün canlılara ve doğaya saygı başka bir pencere ve terk edilemeyecek bir düstur ayrıca.
“Ben herkesle uyumluyum, iyi geçinirim” sözüne hep kuşkuyla bakmışımdır. Bu ve benzer sözlerin arkasında düşünsel bir çizgisizlik biraz da ilkesizlik sezerim. Kuşkusuz çok iyi olurdu bütün insanların mutlu olduğu bir dünya; “kötüler” in ve kötülüklerin olmadığı/kalmadığı bir dünya. Belki bir ütopya olarak hep var olacak, bu ayrı bir konu. Dahası, çelişkilerin olmadığı bir........
