CUMHURİYETİN HARCIYLA OYNAMAK
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, yalnızca bir rejim değişikliğinin değil; aynı zamanda parçalanmış bir coğrafyadan modern, egemen ve üniter bir devlet çıkarma iradesinin ürünüdür. Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük siyasal refleksi, etnik ya da mezhepsel aidiyetleri siyasetin kurucu ekseni olmaktan çıkarmak olmuştur.
Bugün DEM Partili Ahmet Türk’ün bir futbol kulübünün Süper Lig’e yükselişini “Kürdistan’ın takımı çıktı” şeklinde tanımlaması, sıradan bir spor sevinci olarak değerlendirilemez. Bu ifade, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde etnik temelli ayrı bir siyasal coğrafya imasını taşımaktadır. Sorun tam da burada başlamaktadır: Sporun birleştirici dili üzerinden etnik-siyasal aidiyet inşa edilmeye çalışılması, uzun vadede toplumsal fay hatlarını derinleştiren bir zihniyet üretir.
Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” yaklaşımı etnik değil, siyasal vatandaşlık tanımıdır. Bu modelin temel amacı, Anadolu’da yaşayan herkesi ortak bir hukuk ve kader etrafında birleştirmektir. Çünkü devletin kurucu aklı şunu görmüştür: Etnik kimlikler........
