ATATÜRK’Ü ANMAK MI , ANLAMAK MI?
Türk siyasi tarihinin yalnızca askerî bir dönüm noktası değil; aynı zamanda bir zihniyet dönüşümünün başlangıcıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, işgal altındaki bir coğrafyada sadece bağımsızlık mücadelesini başlatmamış; egemenliğin kaynağını değiştiren yeni bir devlet anlayışının da temelini atmıştır. Bu nedenle 19 Mayıs’ı yalnızca tarihî bir zaferin başlangıcı olarak değerlendirmek eksik kalır. Çünkü bu tarih, aynı zamanda “millet iradesi”, “tam bağımsızlık”, “akıl ve bilim”, “çağdaşlaşma” ve “ulusal egemenlik” kavramlarının ete kemiğe büründüğü bir kırılma noktasıdır. Bugün üzerinde düşünmemiz gereken temel mesele şudur: Bizler Atatürk’ü gerçekten anlıyor muyuz, yoksa onu yalnızca semboller üzerinden mi hatırlıyoruz?
Toplumların büyük liderlere yaklaşımı çoğu zaman iki uç arasında şekillenir. Bir tarafta tarihî şahsiyetleri sıradanlaştıran yüzeysel yaklaşımlar, diğer tarafta ise onları yalnızca duygusal bir figüre dönüştüren anlayışlar vardır. Oysa Atatürk’ü anlamak; onu yalnızca askerî başarılarıyla değil, ortaya koyduğu düşünce sistemiyle değerlendirebilmeyi gerektirir. Atatürk’ün asıl büyüklüğü, savaş kazanmasından çok; savaştan çıkmış bir topluma yeni bir gelecek vizyonu sunabilmesidir. Cumhuriyet’in kuruluş........
