Mısır’da işçi hareketi I Kıvanç Eliaçık
Mısır işçi sınıfının izleri Kavalalı Mehmet Ali Paşa dönemine kadar sürülebilir. Kavalalı’nın 1819’da başlattığı Avrupa tarzı sanayileşme girişimleriyle askerî teçhizat, gıda ve tekstil fabrikaları kuruldu; pamuk tarımının yaygınlaşmasıyla dokuma fabrikalarında on binlerce kişi çalıştı. Ancak kötü yönetim, kaynak yetersizliği, Avrupa ile rekabet edememe ve çiftçilerin ücretli işçiliğe direnişi nedeniyle bu girişimler kısa sürede sona erdi. Buna rağmen bu dönem, Mısır işçi sınıfının “doğum sancıları”nı başlattı.
Kavalalı’nın ardından İsmail Paşa (1863-1879) sanayileşme konusunda daha temkinli davrandı. Pamuk fiyatlarındaki dalgalanma ve yabancı sermayenin doğrudan yatırım yerine borç vermeyi tercih etmesi, kalıcı bir sanayinin oluşmasını engelledi. Süveyş Kanalı’nın inşası sırasında altyapı yatırımları artarken, ücretli işçilik özellikle taşımacılık ve inşaat sektörlerinde yaygınlaştı. Bu süreç, işçi sınıfının toplumsal zeminini güçlendirdi.
1916’ya gelindiğinde Avrupa tarzı fabrikalarda on binlerce işçi çalışıyordu. İngiliz yönetiminin serbest piyasa anlayışı, uzun saatler çalışan ancak düşük ücretlerle geçinen bir işçi sınıfı yarattı. Kötü çalışma koşulları, yabancı sermaye ile yerli işçiler arasındaki çelişkiler ve köylülerin toprak sorunu, ilk işçi hareketlerinin temel dayanaklarını oluşturdu.
İŞÇİ SINIFININ OLUŞUMU
yüzyılın ikinci yarısında ücretli işçilik hızla yaygınlaştı. Geleneksel loncaların yanında yeni lonca türleri ortaya çıktı; ancak bu yapılar zamanla istihdamda aracılık yapan, komisyon alan mekanizmalara dönüştü. Modern anlamda ilk grev 1882’de Port Said’de lonca komisyonlarına karşı gerçekleştirildi. 1907’deki kitlesel grevin ardından bu sistem büyük ölçüde tasfiye edildi.1905 tarihli Lord Cromer raporu, zanaatkârların hızla işçileştiğini ortaya koyuyordu. Avrupa mallarının yayılmasıyla geleneksel atölyeler gerilerken, üretimde ağırlık yabancı işçilere kaydı. Aynı dönemde Avrupa’dan gelen kalifiye işçiler, sendikal deneyimleriyle Mısır’daki ilk işçi örgütlenmelerinde etkili oldu.
İlk kalıcı işçi örgütleri ve grevler büyük ölçüde yabancı işçilerin öncülüğünde gelişti. Sigara sanayisindeki makinalaşma, Yunan ve Mısırlı işçilerin 1899-1903 arasında düzenlediği grevlerle önemli bir çatışma alanı yarattı ve Karma Tütün İşçileri Birliğinin kurulmasına yol açtı. 1901 Kahire Terziler Grevi ve aynı yıllarda limanlar ile dokuma fabrikalarındaki eylemler bu süreci pekiştirdi.
Yerli işçilerin kitlesel biçimde katıldığı ilk grev 1900 İskenderiye tramvay greviydi. Grev başarısız olsa da, ekonomik taleplerle ulusal mücadelenin iç içe geçtiği ilk açık örneklerden biri oldu. Bu dönemde işçi sınıfının kolektif eylemi henüz yeniydi; temel siyasal gündem İngiliz işgaline karşı ulusal kimliğin inşasıydı. Avrupalı patronlar ise ücret farklılıkları ve grev kırıcılar aracılığıyla işçi hareketini bölmeye çalışıyordu.
ULUSAL HAREKET VE İŞÇİLER
1899-1903 arasında işçi eylemleri büyük ölçüde yabancı işçilerin öncülüğünde gerçekleşse de, kapitalist üretim ilişkilerinin yayılmasıyla yerli işçiler de örgütlenmeye başladı. 1907 krizinin yol açtığı hayat pahalılığı sınıf mücadelesini görünür kılarken, aynı dönemde yükselen Mısır Ulusal Hareketi yerli işçilerin kalıcı örgütler kurmasında etkili oldu.
27 Aralık 1907’de kurulan Hizb al-Watani (Ulusal Parti), kısa sürede işçi hareketinin önemli destekçilerinden biri hâline geldi. Mustafa Kamil’den sonra parti liderliğini üstlenen Muhammed Farid, işçi örgütlenmesini ulusal mücadelenin bir parçası olarak gördü. Parti, emekçi mahallelerinde eğitim faaliyetleri yürüttü ve Zanaatkârlar Sendikasının kuruluşuna öncülük etti.
Ulusal Parti özellikle demiryolu ve tramvay işçileriyle ilişki kurdu. Ekim 1908’de tramvay işçilerinin grevi sekiz saatlik iş günü ve ücret artışı taleplerini gündeme taşıdı; grevin en önemli sonucu Kahire Tramvay İşçileri Sendikasının kurulmasıydı. Tramvay işçileri, 1911’deki grevlerle birlikte sınıfın en militan ve milliyetçi kesimlerinden biri hâline geldi.
1910’da Mısır Devlet Demiryolları ve Telgraf İdaresinde başlayan grevler, ulusal ve ekonomik mücadelenin iç içe geçtiği bir döneme işaret etti. 1907-1911 arasında yeni sendikalar kuruldu; şehirli işçi sınıfı politik bir güç olarak görünürlük kazandı.
1912’den itibaren baskılar arttı; I. Dünya Savaşı’yla birlikte sansür, yasaklar ve tutuklamalar işçi hareketini zayıflattı. Savaş yıllarında hayat pahalılığı ve işsizlik yükselirken, emekçilerin İngiliz ordusu için seferber edilmesine karşılık sermaye çevreleri güçlendi.
1917’de başlayan grev dalgası Mart 1919’a kadar sürdü. Yunan tütün işçilerinin başlattığı eylemleri ulaştırma ve liman işçileri izledi. Ulusal Parti, işçileri tek bir örgütte toplamaya çalışsa da, büyüyen proletarya ile zanaatkâr ve esnafın aynı yapı içinde temsil edilmesi giderek olanaksız hâle geldi; farklı işkolları için ayrı örgütlenmelerin gerekliliği ortaya çıktı.
BAĞIMSIZLIK VE İŞÇİLER
1919’da bir grup hukukçu ve aydın, Versay Barış Konferansına katılarak bağımsızlık taleplerini iletmek üzere bir heyet oluşturdu. WAFD (Heyet) olarak bilinen bu girişim, kısa sürede ülkenin ana akım milliyetçi partisine dönüştü ve 1952’ye kadar siyasal ağırlığını korudu. İngiliz yönetimi heyetin Versay’a gitmesine izin vermedi; hareketin lideri Saad Zaghloul tutuklanarak sürgüne gönderildi.
1919’un ağustos ve aralık aylarında ve 1920–21 yıllarında işçiler, WAFD liderlerinin tutuklanmasını protesto etmek için çok sayıda grev ve gösteri düzenledi. Mart–Nisan 1919’da Kahire tramvay işçileri yaklaşık iki ay süren bir greve çıktı; grev sonucunda bazı ekonomik kazanımlar elde edildi ve Kahire Tramvay İşçileri Sendikası yeniden kuruldu. Aynı dönemde demiryolu işçileri ve Kraliyet Matbaası çalışanları da iş bıraktı. Demiryolu işçilerinin eylemleri kısa sürede İngiliz otoritesine karşı açık bir milliyetçi ayaklanmaya dönüştü.
İskenderiye ve Kahire’de demiryolu, liman, postane ve deniz feneri işçilerinin katıldığı kitlesel gösterilere ordunun müdahalesi sonucu on işçi hayatını kaybetti. Grev, yol kesme ve boykot gibi militan eylemlerin yaygınlaşması üzerine İngiltere, 7 Nisan 1919’da Zaghloul’u Malta sürgününden geri çağırmak zorunda kaldı.
1919’un ikinci yarısında grevler fabrikalara ve daha küçük işyerlerine yayıldı; ulaşım ve taşımacılık sektörlerinde tekrar tekrar eylemler yapıldı. Ücret artışı, sekiz saatlik iş günü, kıdem tazminatı, ücretli izin ve sendikal haklar temel taleplerdi. Grevlerin yarattığı baskı sonucunda hükûmet, 18 Ağustos 1919’da işçi anlaşmazlıklarını ele almak üzere bir arabuluculuk kurulu kurdu.
Bu grev dalgası, daha örgütlü sendikaların kurulmasını da hızlandırdı. 1919–1920 arasında kırk sekiz sendika faaliyetteydi: bunların 19’u Kahire’de, 18’i İskenderiye’deydi; diğerleri Port Said, Damanhour ve Mahalla al-Kubra’da örgütlenmişti. Sendikalar çoğunlukla tek işyeriyle sınırlıydı ve Mısırlı işçilerle yabancı işçiler genellikle ayrı örgütleniyordu. Kahire Petrol ve Elektrik Sendikası enternasyonalist çizgisiyle öne çıkarken, Kahire Karma Matbaa İşçileri Sendikası çok uluslu yapısı nedeniyle iç gerilimler yaşadı.
Sendika yöneticilerinin büyük bölümü avukatlar ve aydınlardan oluşuyordu. WAFD’dan Abdurrahman Fahmi Bey ve Ulusal Partiden Mahcup Sabit dönemin öne çıkan sendika liderleri arasındaydı. İşçi olmayan bu kadrolar, ekonomik talepleri ulusal mücadelenin parçası hâline getirmeyi amaçlıyordu. Ancak bu “dışarıdan yöneticilik” anlayışı, uzun vadede işçi sınıfının kendi içinden kalıcı önderler çıkarmasını da zorlaştırdı.
MISIR’DA SOSYALİZM
Dünya Savaşı’nın ardından 1919-1921 arasında Mısır’da farklı sosyalist çevreler ortaya çıktı. Kahire’de Mansur Fehmi ve bazı aydınlar, koşulların sosyalizm için henüz olgunlaşmadığını düşünerek daha ılımlı bir çizgide faaliyet yürütürken; İskenderiye’de, savaş öncesinde sendikal çalışmalarda yer almış olan Joseph Rosenthal’in çevresi öne çıktı.Bu çevreler, Fabienci görüşleri savunan Salama Musa grubuyla birleşerek Mısır Sosyalist Partisini (MSP) kurdu. Parti, Arap kadrolara öncelik veren bir yerlileşme çizgisi izledi; Salama Musa başkanlığında Bolşevik karşıtı ve reformist bir politika benimsedi. Programında işgale karşı mücadele, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sosyal güvenlik ve kadınlara oy hakkı gibi talepler yer aldı.
Avrupalı sosyalistlerin sendikal faaliyetleri sonucunda Şubat 1921’de Mısır Sendikalar Federasyonu (FETU) kuruldu. 1921–22 yıllarında yoğun bir grev dalgası yaşandı; ancak MSP, farklı sınıfsal ve siyasal eğilimleri bir arada tutan gevşek bir koalisyondu. Parti içi çatışmalar sonucunda İskenderiye örgütü Marksist-Leninist bir çizgi benimsedi ve 1922’de Mısır Komünist Partisi (MKP) kuruldu.
MKP, faaliyetlerini işçi sınıfı çalışmasına yoğunlaştırdı; FETU’yu güçlendirmeye çalıştı ve grevler ile fabrika işgallerinde etkili oldu. Manifestosu bağımsızlık, Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi, sendikal haklar, sekiz saatlik iş günü ve toprak reformu gibi talepler içeriyordu.
1922’de Britanya’nın protektorayı sona erdirmesinin ardından kurulan WAFD hükûmeti, MKP’yi ulusal hareket için bir tehdit olarak gördü. Baskılar kısa süreli bir canlılık yaratsa da, tutuklamalar ve sınır dışı etmeler sonucunda FETU dağıtıldı ve komünist hareket zayıfladı. WAFD ve diğer siyasal güçler, sonraki yıllarda sendikaları kendi denetimleri altına almaya yöneldi.
SERMAYE VE GREVLER
Britanya işgalini sürdürürken tanınan sınırlı bağımsızlık, Mısır burjuvazisinin güçlenmesine ve siyaset sahnesine çıkmasına imkân verdi. 1920’de Mısır Bankası, 1922’de Mısır Sanayi Federasyonu kuruldu; banka sanayiyi destekledi. Ancak işgal ordusunun küçülmesi iç pazarın daralmasına, reel ücretlerin düşmesine ve alım gücünün gerilemesine yol açtı. Bu koşullarda sermayenin başlıca dayanağı ucuz işgücü ve işçiler üzerindeki baskı oldu.
1924-1952 arasında hükûmetler işçilerin ekonomik taleplerini büyük ölçüde bastırdı. 1933’e kadar kapsamlı bir iş kanunu yoktu; sendikalar ancak 1942’de yasal statü kazandı. Ücretler uzun süre düzenlenmedi ve İngilizler bu işçi karşıtı politikaları teşvik etti.
1920’ler boyunca iş güvencesi talebiyle tramvay, demiryolu, enerji ve Süveyş Kanalı işçileri çok sayıda grev düzenledi. Ancak MKP’nin kapatılmasıyla sendikal süreklilik kırıldı; grevler kalıcı örgütlenmeye dönüşemedi. Milliyetçi aydınların işçi taleplerine ilgisinin azalması da sendikaların kadro ve lider kaybını hızlandırdı. İşçiler, yerli patronların da en az İngilizler kadar sömürücü olduğunu kısa sürede deneyimledi.
Kentli işçi sayısı artsa da sınıf hareketi güçlenmedi; çünkü patronlar sendikal direnişin zayıf olduğu köylü emeğini tercih ediyordu. Tekstil sanayii bu stratejinin başlıca alanıydı. 1927’de Mahalla al-Kubra’da, 1938’de Kafr al-Dawwar’da kurulan büyük fabrikalar, siyasal bilinci zayıf köylü işçilerle çalıştı; sarı sendikalarla desteklenen bu model 1947’deki büyük grevle sarsıldı.
WAFD, burjuvazinin çıkarlarını savunsa da işçilerin desteğini almaya devam etti. Ancak 1930’da iktidara gelen İsmail Sıdki sendikaları bir........
