Türkiye’nin NATO Zirvesi Zaferi
Kelimenin tam anlamıyla bu başlığı atmamamız doğru olacaktır.
NATO’nun 36. Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesi 7,8 Temmuz 2026 tarihinde Ankara’da gerçekleştirildi.
Zirve çeşitli açılardan tarihi zaferlerle, ilklerle, kritik dönüşüm ve kararlarla sonuçlandırıldı diyebiliriz.
Öncelikle zirveyi NATO açısından değerlendirecek olursak, önemli bir aşama geçilmiş oldu ve stratejik bir dönüşüm kararı alındı. Donald Trump’ın ikinci ABD Başkanı seçildiğinden itibaren sıklıkla ve özellikle işaret ettiği NATO içinde Avrupalı ülkelerin savunma harcamalarına katılım oranlarının % 5 çıkarılması, adil külfet paylaşımının gerçekleştirilmesi yönündeki talebi sonucunda örgüt içinde Avrupa ayağının güçlendirilmesine, stratejik savunma ve güvenlik işbirliklerinin artırılmasına karar verildi. ABD’nin, örgütünün savunma harcamalarının tamamını değil, % 50’sinin karşılaması diğer Avrupalı üyelerin ve Kanada’nın da kısa süre içinde örgüt içindeki savunma harcamalarının kendi milli gelirlerinin % 1’lerden %5’e çekilerek adil külfet paylaşımına karar verildi.
Sonuç bildirgesinde NATO’nun savunma/güvenlik kapasitesi ile caydırıcılık niteliğinin arttırılmasına, Avrupa'da sıkı işbirliklerinin geliştirilmesine, Rusya tehdinine karşı koyma refleksinin yükseltileceğine, coğrafya dışında (Asya ve Pasifik'te Çin’e karşı) küresel tehdit ve tehlikelere karşı güvenliğin ve serbest ticaretin sağlanması için katkı sunulmasına karar verildiği belirtildi. Ayrıca İran parafı açılarak, İttifak’ın Hürmüz boğazının serbest ticarete daima engelsiz bir şekilde açık olmasının önemini ve İran’ın nükleer silah sahibi olmaması gerektiğini teyit ettiği belirtilmiştir.
Yani tehdidin Rusya ve Çin olduğu belirtilmiş, İran'da güvenlik ve ticaret sınamalarıyla karşı karşıya olunduğu ifade edilmiş, NATO 3.0 dediğimiz stratejik vizyon kararına işaret eden Avrupa merkezli yapay zeka ve yeni nesil silahlanma ile savunma ve güvenlik işbirliklerinin artırılmasına karar verilmiştir. Ayrıca bu zirve, ABD’nin de diplomatik, siyasi, stratejik ve askeri olarak Avrupa ve Ortadoğu'dan kademeli çekileceğinin, izolasyonist politika izleyeceğinin, boşluğu Türkiye'nin dolduracağının, Türkiye'nin artık soğuk savaşta olduğu gibi İttifakın Güneydoğu kanat ülkesi değil merkez ve belirleyici gücü olduğuna karar verildiğini açıkça göstermiştir. Çünkü Türkiye NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü, Avrupa'nın en büyük kara gücü, İslam Dünyasının en büyük ordusudur. Savunma sanayinde, uzay ve havacılıkta, yeni nesil silahlanma da, askeri kapasite, üretim ve sürdürülebilirlikte dünyada ABD, Rusya ve Çin'den sonra, son 15 yılda geldiği nokta itibariyle, 4. sıradadır.
Türkiye bu zirvede bütün ülke liderleriyle ikili görüşme yaparak pek çok savunma ve güvenlik anlaşması imzalamıştır. Yapılan açıklamalara göre Kanada ve İngiltere bunlardan ikisidir. Diğer ülkelerle de peş peşe savunma sanayinde anlaşmaların yapıldığını biliyoruz ve yakın zamanda pozitif ihracat çıktılarını göreceğiz.
Zirvede 50 milyar dolarlık güvenlik anlaşmaları imzaladığı açıklandı. Yapılan uzman değerlendirmelerine göre bu anlaşmaların yaklaşık yarısını Türkiye'nin yaptığı tahmin edilmektedir.
Bu sonuç; Türkiye için siyasi, askeri, stratejik, diplomatik, ekonomik, uluslararası ilişkilerde etkinlik açılarından muhteşem bir zaferdir.
Bu arada zirveye 32 NATO üyesi ülkenin liderlerinin yanı sıra toplamda 44 ülkenin devlet ve hükümet başkanları katıldı.
Kelimenin tam anlamıyla ifade ediyorum, abartı yok, bütün dünya Türk Devletinin ve Türk Milletinin, onun Devlet ve Millet Başkanın karşısında saygıyla eğildi. Bunun sebebi tabiki Türk Milletinin kara kaşı........
