Erbakan’ın Gözyaşına Değil, Kendi İkiyüzlülüklerine Öfkeliler!
İran’da düzenlenen cenaze töreninde Türkiye heyeti salona girerken Nisâ Suresi’nin 95. ayetinin okunması, Ankara’daki iktidar çevrelerini ve AK Parti’ye yakın trol ordularını bir anda telaşa düşürdü. Ayette ne deniyordu?
“Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturup kalanlarla, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır…”
“Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturup kalanlarla, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır…”
Bu ayeti işitir işitmez niçin rahatsız oldunuz?
Niçin bunu Türkiye’ye hakaret, kendinize gönderme, iktidarınıza dokundurma olarak algıladınız?
Eğer bu ayet size göre bir “hakaret” ise, önce şunu açıklayın:
Sizi rahatsız eden şey ayetin kendisi mi, yoksa ayetin yüzünüze tuttuğu ayna mı?
Çünkü Kur’an-ı Kerim’de cihad; bazılarının bilerek daralttığı gibi sığ, dar ve sloganlık bir kavram değildir. Cihad, Allah yolunda mücadeledir; malıyla, canıyla, sözüyle, duruşuyla, fedakârlığıyla, adaletle, hakla, zulme karşı dirençle verilen topyekûn bir mücadeledir. Kur’an’da bu çerçevede yüzlerce ayet, doğrudan ya da dolaylı biçimde mücadeleyi, direnişi, fedakârlığı ve Allah yolunda bedel ödemeyi anlatır. Yani cihad, bu ümmetin lügatinde bir utanç kelimesi değil; şeref kelimesidir. Bir korku kelimesi değil; iman kelimesidir. Bir suçlama değil; bir seferberlik çağrısıdır.
Peki siz niçin ürktünüz?
Niçin bir anda savunmaya geçtiniz?
Niçin “Bize oturanlar dedi, bize laf soktu, bize hakaret etti” diye feveran ettiniz?
Çünkü insanın en çok zoruna giden şey, düşmanının sözü değil; vicdanının yüzüne çarpan hakikattir. Siz yıllardır Şiilik, mezhepçilik ve İran karşıtlığı üzerinden ahkâm keserken; Gazze için nutuk atıp kürsülerde öfke gösterisi yaparken; Kürecik Üssü’nü açık tutup Amerika’nın bölgedeki güvenlik mimarisine dokunamazken; İsrail’e giden ticaret ve enerji hatları konusunda milletin vicdanını tatmin edecek bir irade ortaya koyamazken, siyonizme ve Amerika’nın bölgedeki düzenine karşı fiilî bedeli başkaları ödedi. Siz mezhep kavgasını büyütürken, onlar siyonizme yumruk indirdi. Siz ekranlarda edebiyat yaparken, onlar sahada icraat yaptı. İşte sizi rahatsız eden de budur: Yıllarca “ümmet”, “Gazze”, “Filistin” diyerek kurduğunuz siyasi söylemin, gerçek bir bedel ve gerçek bir mücadele karşısında ne kadar içi boş kaldığının açığa çıkmasıdır.
Gazze yanarken, Kudüs kan ağlarken, Refah’ta çocuklar paramparça olurken, hastaneler bombalanırken, çadır kentler ateşe verilirken, siz bu millete yıllarca hamaset sattınız. Meydanlarda Filistin dediniz, kürsülerde ümmet dediniz, ekranlarda İsrail’e veryansın ettiniz. Fakat iş ticarete gelince, iş enerjiye gelince, iş lojistik hatlara gelince, iş menfaate gelince bir anda bütün o yüksek perdeli cümleler buhar oldu.
İsrail’e petrol meselesi sorulduğunda, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı üzerinden İsrail’e ulaşan petrol gündeme geldiğinde verilen cevap hâlâ hafızalarda duruyor:
“Varil başına ne kadar kazanıyoruz biliyor musunuz?”
“Varil başına ne kadar kazanıyoruz biliyor musunuz?”
İşte bütün rezalet tam da bu cümlede saklıdır.
Bir tarafta Gazze için gözyaşı döken analar var, bir tarafta enkaz altından evladının kolunu çıkaran babalar var, bir tarafta kefensiz toprağa verilen çocuklar var, öbür tarafta ise “varil başına ne kadar kazanıyoruz” hesabı yapan bir siyaset var. Sonra dönüp, Fatih Erbakan’ı sırf cenazeye katıldı diye, sırf törendeki duygusal tavrı üzerinden hedef almaya, oradan da ahlak dersi vermeye kalkıyorsunuz.Burada bir gerçeğin altını özellikle çizmek gerekir: Görüntüler ortadadır; Fatih Erbakan’ın cenazede ağladığına........
