Katliamın Ardındaki Perde: Gençliği Kim Dönüştürüyor?
Kahramanmaraş’ta yaşanan elim ve sarsıcı hadise, yalnızca adli bir vaka olarak ele alınabilecek bir olay değildir. Bu tür hadiseleri “ferdî sapma” ya da “anlık cinnet” başlıkları altında değerlendirmek, meselenin özünü görmezden gelmek anlamına gelir.
Ortada çok daha derin, çok daha sistematik ve uzun süredir biriken bir kırılma vardır.
Bir neslin zihinsel, ahlaki ve duygusal olarak dönüştürülmesidir.
Ve bu dönüşüm, kendiliğinden gerçekleşmemektedir.
BİR SUÇ DEĞİL, BİR SÜRECİN SONUCU
Bugün karşımıza çıkan fail profillerine dikkatle bakıldığında; ani öfke patlamalarından çok daha fazlasını görmek mümkündür. Duygusal kopuş, empati yoksunluğu, şiddeti meşrulaştıran bir bakış açısı…
Bunlar tesadüfi değildir.
Bir insanın şiddeti bu denli içselleştirmesi, hayatı değersiz görmesi ve vicdani reflekslerini kaybetmesi; uzun vadeli bir maruziyetin sonucudur.
Başka bir ifadeyle, bugün yaşananlar bir “başlangıç” değil, uzun süredir devam eden bir inşa sürecinin çıktısıdır.
MEDYANIN DÖNÜŞTÜRÜCÜ GÜCÜ VE NORMALLEŞEN ŞİDDET
Günümüz medya içerikleri incelendiğinde, belirli temaların sistematik biçimde tekrarlandığı açıkça görülmektedir:
Şiddetin estetik bir dil ile sunulması
Suç unsurlarının “karizma” ile ilişkilendirilmesi
Ahlaki sınırların bilinçli olarak bulanıklaştırılması
Gücün, merhametsizlik ile özdeşleştirilmesi
Bu içerikler yalnızca birer kurgu değildir.
Aynı zamanda birer davranış modeli üretmektedir.
Genç bireyler, henüz kimlik inşa sürecindeyken maruz kaldıkları bu anlatılar üzerinden dünyayı anlamlandırmaya başlarlar.
Zamanla izledikleri karakterler, onların referans noktası haline gelir.
Ve en tehlikelisi........
