Telef Eden Hülyalar
RAMAZAN artık hülyaların bizi telef etmemesi için nefes aldırmaya gelir. Birbiri üzerine hızlıca devrilen ve hiçbir şeye vaktiyle yetişilemeyen şu dünya telaşesinde azıcık teneffüs etmenin iyi geleceğini söyler. Biz durduğumuzda dünyanın durmadığını göstermek ister. İşler yine görülür, devran yine döner. Doğan doğar, ölen olur. Yıkılışlar ve oluşlar aynı şekilde birbirini izler. Hayat sürüp gider. İşte bu vesileyle telef olan hülyalarımızı görürüz. Biraz daha dikkat kesildiğimizdeyse bizleri telef eden, heba edip savuran hülyaların farkına varırız.
KENDİLİK bilinci bakımından bu seviyeye erişmek mühimdir. Ciddi bir paradigma değişimidir. Eskinin imhası yeninin inşasıdır. “Harsun” zanna dayalı söz söylemek demektir. Tahminler üzerinden kelime üretmektir. Gerçeği bulunmayan hayale dayalı anlamlar oluşturma çabasıdır ve bu, insanı telef eden hülyaların başında gelmektedir. Heba olmanın acı bir türüdür.
ZALİM dengesiz demektir. Ölçüsüz oluştur. Bâtıl, boş, dengesiz ve anlamsız işler demektir. Hakk ise gerçek ve denge anlamına gelir. İtidal yani denge üzerine yürümeyen diğer bir deyişle hakkı istikâmet edinmeyenler hülyalarının peşine takılarak geçici hazlarla sarhoş olurlar ve yıkılan hayal duvarlarının altında kalarak heba olup giderler. İşte Ramazan bizlere bunları usulünce hatırlatır.
İMANINDA sahih olanlar kendini heba etmeyen insanlardır. Nefse uymak, kendini heba etmenin bir toz bulutu gibi savrulmanın başında gelir. Şeytan ve onun dostları dünya hayatında tevhit üzere yaşamayı gaye edinen kişileri telef etmek için hedef alırlar. Türlü oyunlar kurarlar. Yoldan alıkoyacakları insanların bir nevi kişilik analizlerini yaparlar. İnce eleyip sık dokurlar ve onların zaaflarını bulurlar. İşte bu zaaflar onların heba edilmesi için üzerinde çalışacakları önemli bir veriyi teşkil eder.
Uygun ortamı kollarlar. Zamanını beklerler. O kişinin etrafını güya onu düşünen ve seven birileri gibi görünen insanlarla örerler. Arkadaşlarını ve dostlarını bu kişilerden seçmesini........
