Konuşuyor Ama Anlatmıyor
KÜÇÜK yaşlarımda geldim İstanbul’a. Merhum Süleyman amcam sahip çıktı. Elimden tuttu. O minik zamanlarımda büyük insanların sohbet sofralarına beni de yanında götürdü, yamacına oturttu.
Ne müktesebatım varsa onun bu ilgisi, sevgisi ve himayesi sebebiyledir.
YİĞİT bir adamdı. Mertti. İstikameti sağlamdı. Okumaya öğrenmeye metfundu. Kütüphanesi olan biriydi. İlk okumalarım onun kütüphanesindeki kitaplarla oldu.
Adapazarı’na taşındı sonra. TCDD’de ambar memuruydu. Halk insanıydı. İletişimi güçlüydü. Herkesle konuşacak bir mevzusu olurdu.
Hafta sonları Haydarpaşa’dan trene binip giderdim. Her varışımda beklendiğimi bilirdim.
Sımsıcak bir karşılama yaşardım. Merhum Günay yengem ise eşine az rastlanacak gönül cömerdiydi. Onun merhametli elini hâlen üzerimde hissederim. Bu parantezi daha fazla uzatmadan kapatayım yoksa bu yazının mahiyeti şekil değiştirecek.
Sohbet mahfillerine götürürdü. İçine girdiğimiz ortamı tam çözümleyememiş olsam da ruhen lezzet aldığımı hissederdim.
Kimi zaman heyecanla konuşurdu.
Dikkatleri üzerinde toplar, duyguları coşturup istediği yöne çekerdi. Beden hareketleri ve sesini tonlaması ile duygu durum değişiklikleri oluştururdu.
Yerinde oturamazdı dinleyenler. Hatip konuşmasının sonunda “Haydi şuraya gidiyoruz demiş olsa” kimse hayır demezdi.
Kitleleri sevk ve idare edebilecek güçte konuşmalardı bunlar.
KİMİ sohbetlerdeyse heyecan dozu düşüktü.
İnceden inceye ipe boncuk dizer misali itinalıydı.
Kişilerin kendine........
