menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Boğaz’ın Kıyısında Bir Anadolu Sofrası

10 0
23.05.2026

Finalde Kuruçeşme ve Musa Usta’nın lezzet hikâyesi

İstanbul’da bazı semtler var ki gündüz başka, gece başka yaşar. Kuruçeşme de onlardan biri. Gün batımında Boğaz’ın üzerine düşen kızıllık, ilerleyen saatlerde yerini şehrin hiç bitmeyen hareketine bırakır. Sahil boyunca yürüyen insanlar, eğlence mekânlarından yükselen müzikler, vapur düdüklerine karışan neşe sesleri… Ama tüm bu hareketin içinde insanı sakinleştiren bazı yerler bulunur. Finalde Kuruçeşme gibi.

Buraya gelen insanlar yemekle bera

ber gecenin sonunda biraz nefes almaya gelir. Restoranın kapısından içeri adım attıklarında hissettikleri şey eski mahalle sıcaklığını hatırlatan bir samimiyet. Boğaz’ın kıyısında, İstanbul’un en hareketli noktalarından birinde yer alan bu mekân, modern şehrin ortasında Anadolu ruhunu yaşatmaya çalışan nadir adreslerden biri. Sabah kahvaltısından gece paça çorbasına yaşayan bu mekânda, şehrin farklı hayatları aynı sofrada buluşuyor. Eğlence çıkışında gelen gençler, ailece kahvaltı yapanlar, vapurdan inip sıcak bir çorba arayan yolcular… Herkes burada kendine ait bir köşe bulur. Çünkü bazı mekânlar insanın hafızasında yer eden bir duygu taşır.

Musa Usta’nın Mezopotamya’dan gelen hikâyesi

Bu hikâyenin merkezinde ise Musa Taşın, yani Musa Usta bulunuyor. Onun hikâyesi bugün Kuruçeşme’de Boğaz’a karşı kurulan sofralardan çok daha eskiye dayanıyor. Aslen Mardinli bir ailenin çocuğu olan Musa Usta, Diyarbakır’da büyümüş. Çocukluk yıllarından itibaren mutfağın sıradan bir alan olmadığını öğrenmiş. Bazı ailelerde yemek, hayatın tam merkezinde yer alır. Misafirin değeri sofrada belli olur, bereket paylaşarak çoğalır, lezzet ise kuşaktan kuşağa aktarılır. Musa Usta’nın ailesi de tam olarak böyle bir kültürün taşıyıcısı.

1940’lı yıllarda babası ve amcası tarafından Diyarbakır ile Mardin arasında kurulan Şeyhan Lokantası, bugün restoranda hissedilen ruhun ilk adımlarından biri. Yol üstünde duran kamyon şoförleri, uzun yoldan gelen yolcular, yorgun insanlar o sofralarda yemek yerken dinleniyor, nefes alıyor, kendilerini evlerinde hissediyormuş. Musa Usta’nın anlattığına göre aile kökleri çok kıymetli bir zata kadar da uzanıyor. Belki de bu yüzden onda ikram kültürü ağır basıyor.

Henüz 17-18 yaşlarındayken Diyarbakır sokaklarında hangi ustanın daha iyi ciğer........

© İstiklal