menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstanbul’un Fethi: Bir Medeniyetin Psikolojik ve Sosyolojik Rönesansı

24 0
29.05.2026

​Tarih, sadece geçmişte yaşanmış olayların tozlu bir dökümü değil, bugünü anlamlandırmak için başvurduğumuz yaşayan bir öğretmendir. İstanbul’un fethi, 573 yıl önce gerçekleşmiş askeri bir harekattan ziyade, insanlık tarihinin seyrini değiştiren devasa bir zihniyet dönüşümüdür. Bir çağın kapanıp yenisinin başladığı o kutlu gün, aslında insan iradesinin, imanın, bilimin ve stratejik derinliğin bir araya geldiği en rafine noktadır.

Bir psikoterapist, bir pedagog ve bir sosyolog olarak bu fethi sadece tarih kitaplarındaki satırlardan değil, insan psikolojisinin derinliklerinden ve toplumsal dönüşümün dinamiklerinden okumak gerektiğine inanıyorum.

​Fethi izah ederken, her zamanki gibi "Mizahla İzah" metodolojimi devreye alalım: Eğer Fatih Sultan Mehmet Han, o gün "Surlar çok yüksek, toplarımız da henüz çok yeni, belki biraz bekleyip seneye mi denesek?" deseydi, bugün muhtemelen İstanbul yerine başka bir yerin fethini konuşuyor olurduk. Fetih, ertelemenin değil, kararlılığın zaferidir. O surlar, aslında insanın içindeki "yapamam" korkusunun somutlaşmış haliydi ve Fatih, o korkuyu devasa şahi toplarıyla değil, sarsılmaz bir inançla yıkmıştır. Mizahla ifade etmek gerekirse; surların arkasındakiler "Burası geçilemez" diye savunma yaparken, Fatih "Burası geçilebilir" diyerek aslında psikolojik bir bariyeri aşmıştı.

​Fethin pedagojik boyutu ise bugün modern eğitim sistemlerimizin en çok ihtiyaç duyduğu "vizyonerlik" kavramında gizlidir. Bir çocuğa veya bir gence, imkansızın mümkün olduğunu anlatmak için fetihten daha iyi bir örnek olabilir mi? Fatih, çocuk yaşta tahta geçtiğinde ona verilen en büyük miras, babasının ona kazandırdığı bilimsel merak ve stratejik zekaydı. Eğitim, sadece bilgi yüklemek değil, o bilgiyi doğru zamanda,........

© İstiklal