DAVA DA… NEYİN DAVASI? BEKA DA… NEYİN, KİMİN BEKASI?
"Dava" ve "beka." Bu iki kavram son zamanlarda öylesine sık kullanılmaya başlandı ki artık insanların önemli bir kısmı bu sözlerin hangi somut hedefi ifade ettiğini sorgulayamaz hale geldi. Dillere pelesenk edilen bu iki kavramı bir defa da sesli olarak biz soralım: Sahi, nedir dava? Neyin veya kimin davası bu dava? Ya Beka?
Bir ülkenin gerçek davası; vatandaşının huzuru, adaletin üstünlüğü, hukukun tarafsızlığı, üretimin güçlenmesi, eğitimin yükselmesi, bilimin gelişmesi ve milletin refahıdır. Gerçek beka ise; sınırların korunması kadar devlet kurumlarının ayakta kalması, hukukun işlemesi, liyakatin egemen olması ve milletin ortak kimliğinin yaşatılmasıdır.
Şu bir büyük gerçek ki tankla, topla, füzeyle işgal edilen ülkeler kadar; içeriden ayrıştırılan, kurumları zayıflatılan, ortak aidiyet duygusu aşındırılan ülkeler, büyük tehlike altındadır. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Osmanlı Devleti'nin son döneminde büyük devletler önce silahla değil; misyoner okullarıyla, etnik milliyetçilik hareketleriyle, ekonomik bağımlılıkla ve içeride oluşturdukları ayrışmalarla Osmanlıyı yıkmışlardır. Osmanlıda olduğu gibi Yugoslavya'nın parçalanması da yıllarca beslenen etnik ayrışmaların sonucudur. Irak'ta, Suriye'de yaşananlar ise adaletin yok hükmünde sayılmasının, devlet kurumlarının çökmesinin toplumları nasıl felaketlere sürüklediğinin aynaya yansımasıdır.
Bugün dünyanın birçok bölgesinde yaşanan çatışmalar göstermektedir ki güçlü devlet, sadece silahlı kuvvetleri güçlü olan devlet değildir. Asıl güçlü devlet; hukukun üstünlüğünü sağlayan, eğitimi objektif veriler ışığında sistemleştiren, üreten, adaleti ayakta tutan, millet olma şuurunu canlı tutan devlettir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi de tam olarak bunun üzerine inşa edilmiştir.........
