TÜRKİYE’NİN KURUMSAL GELECEĞİ – I
Güvenin Görünmeyen Temeli: LİYAKAT
Geçtiğimiz yazıda Türkiye’nin en büyük sermayesinin ekonomik büyüklükler değil, toplumun birbirine ve kurumlarına duyduğu güven olduğunu ifade etmiştim.
Çünkü devletler yalnızca bütçelerle yönetilmez.
Toplumlar yalnızca kanunlarla ayakta kalmaz.
Ve kurumlar yalnızca yapısal düzenlemelerle güçlü hale gelmez.
Bir ülkeyi ayakta tutan asıl unsur, görünmeyen ama her şeyi belirleyen bir altyapıdır: toplumsal güven.
Ancak burada kritik soru şudur:
Ya da daha doğru bir ifadeyle:
Güven hangi zeminde mümkün olur?
Bu sorunun cevabı tek bir kavrama çıkar.
Liyakat, çoğu zaman yalnızca işe alım süreçlerine indirgenir.
Oysa bu kavram, modern devlet teorisinde çok daha derin bir anlam taşır.
Siyaset bilimi literatüründe devletin “kurumsal kapasitesi”, yalnızca kaynaklarla değil, o kaynakları yöneten insan kalitesiyle ölçülür.
Yani mesele sistem değil, sistemi çalıştıran zihinsel ve mesleki yetkinliktir.
Bu nedenle LİYAKAT, bir personel politikası değil; bir devlet aklı meselesidir.
Bir toplumda LİYAKAT zayıfladığında ilk bakışta büyük krizler görünmez.
Sorun sessiz ilerler.
Kurumlar çalışıyor gibi görünür.
Ama verimlilik düşer.
Adalet duygusu zayıflar.
Kurumsal hafıza parçalanır.
Ve en önemlisi: toplumun sisteme olan güveni yavaş yavaş aşınır.
İşte güven tam da bu noktada erimeye başlar.
Çünkü güven, yalnızca söylenenlere değil, sistemin ürettiği sonuçlara dayanır.
Ekonomik sistemler üzerinden düşünelim.
Bir ülkede........
