Türkiye'nin Kayıp Sermayesi: Güven
Ekonomiler para ile büyür; medeniyetler güven ile ayakta kalır.
Bir ülkenin kalkınmasını yalnızca büyüme rakamlarıyla açıklamak, bir insanın sağlığını yalnızca kilosuna bakarak değerlendirmek gibidir.
Ekonomi büyüyebilir...
Yeni yollar yapılabilir...
Savunma sanayisi gelişebilir...
İhracat rekorları kırılabilir...
Ancak bütün bunların üzerinde yükseldiği görünmeyen bir sermaye vardır: Sosyal sermaye.
Siyaset bilimci Robert D. Putnam, sosyal sermayeyi insanların birlikte hareket edebilme kapasitesi; Francis Fukuyama ise güveni ekonomik ve toplumsal refahın en önemli üretici güçlerinden biri olarak tanımlar. Bugün OECD de güveni ve sosyal sermayeyi ekonomik büyüme, toplumsal uyum ve kamu yönetiminin etkinliği için temel unsurlardan biri olarak değerlendiriyor.
Belki de bu yüzden Türkiye'nin bugün en büyük açığı bütçe açığı değil...
Çünkü bütçe birkaç yılda toparlanabilir.
Ama güvenini kaybeden toplumların yeniden ayağa kalkması bazen bir nesil sürer.
Bugün yaşadığımız birçok sorunu birbirinden bağımsız görüyoruz.
Aileyi ayrı tartışıyoruz.
Oysa bunların tamamını birbirine bağlayan görünmez bir damar vardır.
İnsan geleceğine güvenmezse yatırım yapmaz.
Adalete güvenmezse hakkını aramaktan vazgeçer.
Eğitime güvenmezse çocuğunu başka sistemlere yönlendirir.
Kurumlara güvenmezse kurallara olan bağlılığı zayıflar.
Komşusuna güvenmezse yalnızlaşır.
Gazeteciye güvenmezse bilgi yerine söylentiyi tercih eder.
Sonuçta yalnızca birey değil, toplum da birbirinden uzaklaşır.
İşte sosyal sermaye tam da burada sessizce erimeye başlar.
Bugün Türkiye'nin en büyük meselelerinden biri, ekonomik sermayeden önce sosyal sermayesini güçlendirebilmektir.
Çünkü güven yalnızca ahlaki bir değer değildir.
Ekonomik bir........
