LİYAKAT KAYBOLURSA DEVLET DE KAYBEDER – III
Cumhuriyet'in İkinci Yüzyılında Güçlü Devletin Anahtarı
Tarih, yalnızca geçmişi anlatan bir zaman çizelgesi değildir. Aynı zamanda geleceğe bırakılmış en büyük tecrübedir. İlk iki yazımda, Türk devlet geleneğinin asırlar boyunca ayakta kalmasını sağlayan en önemli gücün, hükümdarlardan daha çok kurumlar ve LİYAKAT anlayışı olduğunu değerlendirdim. Bugün ise aynı soruyu Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı adına yeniden sormamız gerektiğine inanıyorum.
Nasıl daha güçlü bir devlet inşa edebiliriz?
Nasıl daha güvenilir kurumlar oluşturabiliriz?
Ve en önemlisi; küresel rekabetin yeniden şekillendiği bir çağda Türkiye'yi hangi ortak akıl geleceğe taşıyacaktır?
Benim cevabım nettir.
Ne yalnızca ekonomik büyüklük…
Ne yalnızca askerî güç…
Ne de sadece teknolojik yatırımlar…
Bütün bunların üzerinde yükseldiği görünmeyen temel LİYAKATtir.
Cumhuriyet, savaşlarla yorgun düşmüş bir coğrafyada yalnızca yeni bir devlet kurmadı; aynı zamanda yeni bir kurumsal düzen inşa etmeye çalıştı. Eğitimden hukuka, kamu yönetiminden mali yapıya kadar birçok alanda oluşturulan kurumlar, modern devlet anlayışının omurgasını meydana getirdi. Çünkü güçlü devletler, yalnızca sınırlarını koruyan ordularla değil; bilgi üreten okullarıyla, tarafsız işleyen adalet sistemiyle, hesap verebilir kamu yönetimiyle ve yetişmiş insan kaynağıyla ayakta kalırlar.
Bugün dünya bambaşka bir rekabet dönemine girmiş durumda.
Yirminci yüzyılın güç ölçüsü sanayi üretimiydi.
Yirmi birinci yüzyılın güç ölçüsü ise bilgi, teknoloji, yapay zekâ, bilimsel üretim ve nitelikli insan kaynağıdır.
Artık ülkeler sadece ihracat rakamlarıyla yarışmıyor.
Bilimsel yayınlarıyla…
Yüksek teknoloji üretimiyle…
Üniversitelerinin niteliğiyle…
Kamu kurumlarının etkinliğiyle…
Ve en önemlisi, yetişmiş........
