Selimiye'yi 360 Derecelik Bir Tefekkürle Okumak Kubbelerin Üzerinden Hakikate Bakmak
"Ben kubbeleri fotoğraflamıyorum; kubbelerin anlattığı medeniyeti okumaya çalışıyorum."
Bu çalışma, 8 mm balık gözü objektifle oluşturduğum yaklaşık 360 derecelik fotoğrafların teknik hikâyesini anlatmak için değil; o bakışın bana açtığı tefekkür kapısını paylaşmak için kaleme alındı. Çünkü bu objektif, benim için yalnızca daha geniş bir açı sunan bir ekipman değildir. O, kubbeyi, gökyüzünü, ışığı, geometriyi ve insanı aynı dairesel bütünlük içinde yeniden okuyabilmenin bir vesilesidir. Bu yüzden bu fotoğraflar, mimariyi göstermenin ötesinde, Mimar Sinan'ın eserlerine farklı bir gözle bakma davetidir.
Belki de her kubbe,taşla yazılmış bir duadır;ben ise o duayı fotoğrafın diliyle okumaya çalışıyorum.
Balık gözü objektifin oluşturduğu dairesel kompozisyona her baktığımda,onu bir tesbih halkası gibi düşünürüm. Bu daire bana,Besmele-i Şerife’nin harflerindeki ahengi ve kainattaki ilahi nizamı hatırlatır. Bu benim şahsi tefekkürüm ve ve fotoğrafa bakış biçimidir.
Bazı şehirler tarihi anlatır…
Bazı yapılar bir medeniyetin hafızasını taşır…
Bazı eserler ise yalnızca taş ve harçtan ibaret değildir; sessizce konuşur, düşüneni kendine çağırır.
Edirne'nin ufkunu asırlardır zarafetle süsleyen Selimiye Camii de böyledir.
Mimar Sinan'ın "ustalık eserim" dediği bu büyük şaheser, yalnızca kubbesiyle, minareleriyle ve mimari ihtişamıyla değil; taşıdığı mana dünyasıyla da insanı derin bir tefekküre davet eder.
Kur'ân-ı Kerîm'de Rabbimiz şöyle buyurur:
"Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık."
Selimiye'ye her baktığımda bu ilahî ölçünün taşta vücut bulmuş hâlini görüyorum.
Kubbenin kusursuz çapında…
Kemerlerin birbirini tamamlayan yükselişinde…
Sütunların yerleşiminde…
Pencerelerden süzülen ışığın dengeli dağılışında…
Hiçbir çizgi gelişigüzel değildir.
Hiçbir taş rastgele yerleştirilmemiştir.
Her ayrıntı; matematiğin, estetiğin ve hikmetin aynı potada buluştuğu büyük bir medeniyet tasavvurunun eseridir.
Fotoğraf çoğu zaman gördüğünü kaydeder.
Fakat bazen fotoğraf, görünenin ötesindeki hakikati aramaya başlar.
Benim yaklaşık yirmi altı yıldır sürdürdüğüm yolculuk da tam olarak budur.
Bu yolculuk yalnızca fotoğraf çekmekten ibaret değildir.
Kubbelere çıkan dar merdivenler…
Kedi yollarında geçirilen uzun saatler…
Minarelerin gölgesinde sabırla beklenen ışık…
Rüzgârın yönünü takip ederek yapılan sayısız çekim…
Bütün bunlar aslında tek bir sorunun peşinden gitmenin hikâyesidir:
Mimar Sinan ne anlatmak istedi?
Bu sorunun cevabını yerde durarak bulmak mümkün değildi.
Bu yüzden yıllardır kubbelerin üzerine çıktım.
Kimi zaman onlarca metre yükseklikte…
Kimi zaman dar geçitlerde…
Kimi zaman yalnızca birkaç kişinin görebildiği noktalarda…
Çünkü inanıyorum ki bir yapıyı gerçekten anlayabilmek için onu yalnızca dışarıdan seyretmek yetmez; kurduğu mekânı, ışığı, perspektifi ve ruhu birlikte okumak gerekir.
Yıllar içinde şunu fark ettim:
Mimar Sinan'ın eserleri yalnızca görülecek yapılar değildir.
Onlar okunmayı bekleyen büyük bir medeniyet metnidir.
İşte bu düşünceyle Selimiye Camii'ni bu kez farklı bir bakışla yorumlamak istedim.
Balık gözü (fisheye) objektifin yaklaşık 360 derecelik görüş açısını kullanarak kubbeyi, kemerleri, minareleri, gökyüzünü ve ışığı tek bir dairesel kompozisyonda buluşturdum.
Ortaya çıkan kareler benim için yalnızca mimari fotoğraflar değildir.
Her biri, Mimar Sinan'ın taşlara işlediği ölçüyü, dengeyi ve estetik anlayışını yeniden okuyabilme gayretinin bir parçasıdır.
Çünkü gerçek fotoğraf yalnızca objektifin gördüğü değildir.
Gerçek fotoğraf, insanın kalbinde başlayan tefekkürdür.
Bu çalışma da tam olarak böyle bir niyetin ürünüdür.
Amacım yalnızca Selimiye'nin ihtişamını göstermek değil; Sinan'ın tevazusunu, geometri anlayışını, perspektif dehasını ve taşlara işlediği hikmeti okuyucuyla buluşturmaktır.
Eğer bu satırlar, okuyucunun Selimiye'ye bir daha baktığında daha önce fark etmediği bir ayrıntıyı görmesine vesile olursa, yıllardır süren emeğimin en kıymetli karşılığını almış olacağım.
Balık Gözü Objektif ve Dairesel Tefekkür
Mimar Sinan'ın eserlerine yıllardır farklı açılardan bakıyorum.
Kimi zaman kubbenin tam altında…
Kimi zaman minarenin şerefesinde…
Kimi zaman yalnızca görevlilerin çıkabildiği dar kedi yollarında…
Her yeni bakış bana aynı hakikati yeniden hatırlattı:
Sinan'ın mimarisi yalnızca görülecek değil, okunacak bir mimaridir.
İşte bu düşünce beni yıllar sonra farklı bir arayışa yöneltti.
Selimiye'yi, alışılmış perspektiflerin dışına çıkarak yaklaşık 360 derecelik görüş açısına sahip balık gözü objektifle yorumlamaya karar verdim.
İlk bakışta bu tercih yalnızca teknik bir seçim gibi görülebilir.
Oysa benim için balık gözü objektif, geniş açı sağlayan bir fotoğraf ekipmanından çok daha fazlasıdır.
O, bütünü görebilmenin bir vesilesidir.
Çünkü insan çoğu zaman ayrıntılara odaklanırken bütünü gözden kaçırır.
Hâlbuki büyük medeniyetler, ayrıntılar kadar bütünlüğü de okuyabilen insanların omuzlarında yükselmiştir.
Balık gözü objektifin oluşturduğu dairesel........
