Terazi Diplomasisinin Zaferi
Tarih, büyük kırılma anlarını yalnızca savaş meydanlarında değil, müzakere odalarında da yazar. Orta Doğu’nun bir kez daha alev alev yandığı, cephe hatlarının her sabah yeniden çizildiği bu günlerde, Batı medyasının Ankara’yı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “savaşın gerçek kazananı” ilan etmesi, tesadüfün değil onlarca yıllık birikimin ürünüdür. Washington’dan Tahran’a, Tel Aviv’den Körfez başkentlerine kadar tüm askeri ve siyasi haritalar yeniden şekillenirken, Türkiye’nin hem sahada hem de masada oyun kurucu pozisyonunu nasıl inşa ettiğini anlamak, bu yeni düzeni kavramanın da önkoşuludur.
Türkiye’nin bu süreçteki en büyük ustalığı, ateş çemberinin tam ortasında yer almasına rağmen kendisini doğrudan çatışmanın dışında tutabilmesi ve eş zamanlı olarak tüm taraflarla konuşabilen yegâne aktör olarak kalabilmesidir.
Bu konum, diplomatik bir şans eseri değildir onlarca yıl boyunca sabırla örgülen ilişkiler ağının, kriz anlarında devreye giren yapısal bir meyvesidir. Ankara, sadık bir NATO müttefiki ve Batı ile köklü bağları olan bir güç olarak masada yerini korurken, komşusu İran ile coğrafi ve tarihi gerçekliklere dayanan kanallarını hiçbir zaman........
