İran’da Sistematik Çökertme ve Türkiye’nin İleri Savunma Hattı
Geçtiğimiz hafta sonu ABD ve İsrail’in İran’a yönelik beklenen hamlesinin son anda ertelenmesi, çoğu çevre tarafından bir “geri adım” ya da diplomatik bir başarı olarak yorumlansa da, sahadaki gerçeklik bunun çok daha derin bir stratejik evrimin başlangıcı olduğunu gösteriyor.
Artık karşımızda, tek seferlik bir “Şok ve Dehşet” operasyonu değil, 1991 Körfez Savaşı’nın o meşhur “sistematik çökertme” doktrininin çok daha sofistike, teknolojik ve hibrit bir versiyonu var. Bu yeni paradigma, İran’ı tek bir büyük yumrukla devirmek yerine, onu binlerce küçük kesikle kan kaybına uğratmayı, nükleer altyapısından lojistik ağlarına kadar her hücresini adım adım felç etmeyi amaçlayan uzun soluklu bir yıpratma savaşına işaret ediyor.
Bu strateji, aslında Rusya’nın Ukrayna’da yürüttüğü yıpratma savaşının bir nevi “hava ve deniz” ağırlıklı ayna görüntüsü gibi kurgulanıyor.
Bu planın kalbinde, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) hem askeri hem de ekonomik bir yapı olarak izole edilmesi yatıyor. Batı’nın yeni yaklaşımı, savaşı İran halkına değil, rejimin asıl taşıyıcı kolonu olan IRGC’ye karşı yürüttüğünü iddia ederek, içerideki reformist ve esnaf kesimlerini “bizim derdimiz sizinle değil” mesajıyla tarafsızlaştırmayı, hatta mümkünse iş birliğine itmeyi hedefliyor. Bu, 2003’te Irak’ta gördüğümüz, sivil altyapıyı vurup faturayı rejimin hırslarına kesme taktiğinin 2026 model bir güncellemesidir. İran ekonomisinin IRGC dışındaki liberal ve dış dünyaya açık kanadının bu tür baskılara karşı tarihsel kırılganlığı, planlanan iç sabotaj ve sivil huzursuzluk dalgaları için uygun bir zemin sunuyor. Ancak bu stratejinin asıl düğüm noktası, İran’ın bölgesel lojistik omurgası olan Irak cephesinde atılacak.
Irak’ta bugün ABD’nin........
