menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zulmün Kıskacındaki Dünya İslam’ı Bekliyor – 5

23 0
15.04.2026

Sahte tanrı anlayışlarını değerlendirmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Vahiy kaynaklı oldukları halde asılları tahrif edilen, bozulan dinlere muharref dinler denir. Muharref dinler Yahudilik ve Hıristiyanlıktır. Kuran’da bunlara ortak bir adlandırma ile ehl-i kitap ismi verilmiştir.

Esasen ne Yahudilik ne de Hıristiyanlık müstakil bir din değildir; ikisi de tevhid dininden, yani İslam’ın hak yolundan sapmadır.

Yahudi öncüleri hahamlar ve Hıristiyan öncüleri rahipler, şahsî görüş ve menfaatlerini öne çıkararak, kendilerine gönderilen kitaplara ilaveler yapmışlar yahut onlardan birtakım bilgileri çıkarmışlardır. Tabiatıyla da tanrı kavramını kendi tasavvur ve telakkilerine göre izaha kalkışmışlardır. Bu gerçek, yani ehl-i kitabın kitaplarını / dinlerini tahrif ettikleri gerçeği bütün dünyada bilinmektir. Hatta kendileri de bunu kabul etmektedirler.

Tahrif edilen kitapların tevhid karakteri bozulunca ortaya farklı farklı telakki ve tasavvurlar çıkmıştır. Konumuz olan tanrı anlayışları da onlardan biridir. Yani tevhid inancı şirk ve küfre dönüşmüştür. Kuran-ı Kerim muhtelif ayetlerde bu tahrifata parmak basar ve bunun, Allah’ın lanet ve gazabını çektiğine işaret eder. Bu ayrı bir araştırma konusu olup burada sadece iki ayet-i kerimeye mealen işaret etmekle yetinelim:

“Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar…” (Nisâ: 46)

“Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Bakara: 174)

Şimdi Yahudilik ve Hıristiyanlığa ayrı ayrı biraz daha yakından bakalım:

Yahudilik: Kuran’ın beyanları ve tarihî gerçekler doğrultusunda açıkça ortadadır ki, Yahudiler az bir nüfuslarına rağmen yeryüzünde durmadan fitne fesat çıkarmışlardır. Kendilerine gelen çok sayıda peygamberi dinlememiş, onlardan bir kısmını öldürmüş veya öldürmeye teşebbüs etmişlerdir. Hz. Zekeriyya (a.s.) ve Hz. Yahya (a.s.) katlettikleri peygamberlerdendir. Hz. İsa’yı (a.s.) da öldürmeye teşebbüs etmişler, fakat Allah kudretiyle onu göğe yükseltmiş, onlar da ona benzetilen bir başkasını öldürmüşlerdir.

Yine Yahudiler kitaplarını tahrif etmişler, Allah adına yalan uydurmuşlar, her türlü sapkınlığı işleyen isyankâr bir toplum haline gelmişlerdir.

Kendi tasavvur ve telakkilerini öne çıkararak milli / ırkî bir tanrı anlayışı ortaya koymuşlardır. Onlara göre bu tanrı, kendilerini üstün ırk / efendi olarak seçmiş; diğer bütün insanları da güya onların hizmetine vermiştir. Yani mesela bugün itibariyle dünyadaki sekiz milyarın üzerindeki insan, on beş - yirmi milyon civarındaki Yahudilerin hizmetçisi olarak konumlandırılmıştır.

Böyle bir tanrı telakkisinin zaten kendisi zulümdür.

Yahudiler bu fitne fesat halleri yüzünden çok sayıda sürgün yemişlerdir. Bu sürgünlerin en büyük ikisi Kuran’da İsrâ Suresinde 4 - 8. Ayetlerde anlatılmaktadır. Bunca katliam ve sürgüne rağmen bozgunculuk ve fitne fesat ahlaklarını değiştirmemişler, bundan dolayı da lanetlenmişlerdir. Kuran-ı Kerim’de, bahsi geçen ayetlerden İsrâ: 8’de onlara, geleceğe dönük olarak şu ikaz yapılmaktadır:

“…Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de (cezaya) döneriz. Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yapmışızdır.”

Kuran’ın bu ikazı aslında yaşayan bir mucizedir. Zira Yahudiler bütün bu ikazlara rağmen iflah olmamışlar, günümüze kadar fitne........

© İstiklal