menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ATEİZMİ ÇÜRÜTEN İLM-İ KELAM DELİLLERİ

28 0
17.08.2026

(Gaye ve Nizam Delili)

Ateizmin batıl ve yok hükmünde olduğunu ortaya koyan kelam ilmi delillerini incelemeye devam ediyoruz:

IV- Nizam ve Gaye Delili

Nizam ve gaye delili “kâinattaki kusursuz düzen, uyum ve gayenin tesadüfen oluşamayacağını; bu kusursuz düzen ve uyumun ilim ve irade sahibi bir yaratıcının varlığını açıkça ispat ettiğini” esas alan bir ilm-i kelam delilidir.

1- Nizam ve Gaye Delilinin Temel Unsurları

Nizam ve gaye delili başlıca üç temel unsur ihtiva eder.

- Kâinattaki düzen ve ahenk,

- Bu mükemmel düzenin bir gaye ve amaca hizmet etmesi gerekliliği,

- Bu mükemmeliyetin tesadüfen olamayacağı, yani bu düzen ve ahengi tesadüfe bağlamanın imkânsız olduğu gerçeği

Şimdi bu üç temel unsura biraz daha yakından bakalım:

- Şüphesiz ki bu kâinatta noksansız ve kusursuz işleyen bir düzen hâkimdir. Buna en büyük delil de, bu değişmeyen düzeni esas alan tabii ve fenni ilimlerin varlığıdır. Şayet bu düzen ve devamlılığı olmasaydı, hiçbir tabii ve fenni ilimden bahsetmek mümkün olmazdı. Ayrıca bu düzen beraberinde bir de sarsılmayan bir denge barındırmaktadır ki, biz buna ahenk diyoruz.

- Kâinattaki bu düzenin lisanına kulak verenler, ondaki bu mükemmelliğin bir gayeye hizmet ettiğini idrakte gecikmezler. Burada daha önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz gibi, ilimlerdeki nasıllıkla niçinlik bir aradadır ve birbirini bütünlemektedir. Düzeni kabul edip amacını yok saymak, noksan akıllılık olsa gerektir.

- Âlemdeki bu kurulu düzen ve bu düzenin bir gayeye yönelik olması asla kendiliğinden veya tesadüfen olamaz. Çünkü tesadüf akıl planında ve mantık kurallarında yok hükmündedir. Hiçbir ilmin hiçbir safhasında tesadüfe şans tanınmaz. Kurulu saat gibi işleyen, hatasız bir şekilde, planlandığı gibi devam eden bir nizamda tesadüflere asla yer yoktur.

Bu üç temel unsuru bir arada, akıl terazisine vurduğumuz zaman mecburi olarak şu hükme varıyoruz:

Âlemde bir nizam bir düzen varsa ve bu düzen ve nizam bir gayeye yönelik cereyan ediyorsa, bu bir fiildir/ eylemdir. Bu fiilin faili, kendisi “nesne” olan “âlem/ kâinat/ evren” olamaz. O takdirde bu nizam ve düzen ve buna bağlı gaye ve amaç bir ilmin, bir iradenin ve bir kudretin eseridir; o ilim, irade ve kudret de Cenâb-ı Zat-ı Vâcibü’l- Vücud’a aittir.

Bu muhakemeye hiçbir akıl itiraz edemez. Bu nizam, bu gaye âlemde var ve hatasız, kusursuz, noksansız cereyan ediyor. Ve ilimler de istinat ettikleri temel prensipleri bu nizamın değişmezliğinden alıyor. O halde bu düzen ve nizamı inkâr etmek, ilimleri ve tabiatıyla da aklı inkâr etmek kadar sapkınlıktır ve safsata bir yaklaşımdır.

Nizam ve gaye delilini İslam âlimleri içinde en çok İbn Rüşd, İmam Gazali ve İmam Maturudi kullanmıştır. Bu delillerin ikisine birden gâiyyet delili de denir.

2- Nizam ve Gaye Deliline Bazı Örnekler

Nizam ve gaye delilinin kâinatta mikro ve makro planda sayılamayacak kadar, hatta sonsuza giden sayıda delili vardır.

Mesela mikro planda maddenin en küçük parçası atoma ve canlının en küçük nüvesi hücreye baktığımız zaman akıllar hayrette kalır; insaf ve vicdan ölçüleri şaşakalır. Atom dediğimiz varlığı müşahhas olarak elle tutmak, gözle görmek mümkün olmadığı gibi, laboratuvar şartlarında incelemek de mümkün değildir. Ama fizik ilmi atomun, biyoloji ilmi hücrenin varlığını ispat etmiş; canlı ve cansız varlıkların bu ilk nüvelerinin içindeki nizam ve intizamı gözler önüne sermiştir.

Atom deyince çekirdeğinin yarıçapı on üzeri eksi yirmi olan bir zerreden bahsetmiş oluyoruz.

Elektronların atom çekirdeğinin etrafında saniyede 36 bin km. hızla dönüşünü ne göz idrak edebilir, ne akıl kavrayabilir. Ama bu bir gerçektir.

Üstelik fizikte söz konusu olan merkezkaç kuvvet dolayısıyla zamanla hızının kesilerek merkeze düşmesi gerekirken, bu elektronların hızından bir şey kaybetmeden dönmeye devam etmesi, âlemin devamına sebep teşkil etmektedir. Bu da bilinen fizik kurallarına uymayan büyük bir mucize olarak, Yaratan’ın kudretini ispat etmektedir. Belli ki elektronların çekirdek etrafında hızını kaybetmeden dönüşü bir kudretle desteklenmekte; kâinat o kudretin verdiği enerjiyle varlığını sürdürmektedir.

Bu şartlar altında, atomdaki bu harika düzeni planlayan iradeyi inkâr etmek mümkün müdür? Elbette ki değildir ve o irade Kuran’da şöyle haber verilmektedir:

“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye (kurduğu düzende) tutuyor. And olsun, eğer onlar (yörüngelerinden sapıp) yok olur giderlerse, O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, Halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.” (Fâtır: 41)

Atomların bir araya gelerek molekülleri, moleküllerin bir araya gelerek canlının en küçük parçası olan hücreyi meydana getirmesi karşısında, pek çok mucizeyi iç içe düşünmekten başka çare yoktur. Her bir hücre kendine göre bir kâinattır. İmkân olsa da tek bir hücre bir futbol sahası kadar büyütülse, onun içinde işleyen mükemmel bir fabrika olduğu görülür. Mesela bir fabrikanın girişindeki güvenlik birimi gibi, hücreye dışarıdan zararlı bir madde girmeye kalkışsa, hücre zarı Yaratan’ın kendine verdiği vazife gereği, şuursuz olarak devreye koyduğu tedbirlerle kapıları kapatır ve o yabancı maddeyi içeri kabul etmez.

Makro âleme de bakalım:

Geçen haftaki yazımızda kısaca anlattığımız big bang teorisiyle, bu âlemin güçlü bir irade ve ilim sahibi bir varlık tarafından yaratıldığında en küçük bir tereddüt kalmamıştır.........

© İstiklal