Kaygı Eşliğinde Büyümek
İlk dersin sabah sessizliği sınıfı kaplamıştı. Pencereden süzülen ışık, sıraların üzerinde dingin bir şekilde duruyordu. Bir öğrenci defterini masanın tam ortasına koyarken, sanki iç dünyasını düzene sokmaya çalışıyordu. Kalemini düzeltti, silgisini kenara çekti ve gözlerini tahtadaki soruya dikti. Ancak parmağı, içindeki soruyla birlikte yukarı kalkmadı. Teneffüs vakti gelip kalabalığın arasından sıyrılarak yanıma yaklaştı. Fısıltısı şimdi bile kulaklarımda: "Ya yanlış yaparsam öğretmenim? Annem babam çok üzülür..."
Kaygı, çocukların dünyasında sessiz sedasız büyüyen bir gölge gibidir. Onu genellikle titizlik veya sorumluluk duygusu ile karıştırırız. Oysa kaygı, çocuğun öğrenme sürecinden çok, sonucun ne olacağı endişesiyle meşgul olmasıdır. Bu endişe yalnızca sınav sonuçlarından değil, birbirini besleyen iki güçlü kaynaktan da beslenir: akranlarının tepkileri ve ebeveynlerin yüksek akademik beklentileri. Sınıf içindeki acımasız eleştiriler, alaycı bakışlar veya dalga geçme davranışları, yanlış yapma korkusunu katlanılmaz bir sosyal risk haline getirir. Öte yandan, "en iyisi" olma baskısı, sevginin ve onayın koşullu olduğu mesajını taşıyarak,........
