Tarih tekrar tekrar yaşanıyor, görmüyor musunuz?
Tarih, sadece geçmişte yaşanmış olayların kronolojik bir sıralaması değildir. Aynı zamanda geleceğe ışık tutan, ders alınmadığında ise kendini acımasızca tekrar eden bir öğretmendir.
1980’li yılların başı… Dünya, İran Rehine Krizi ile sarsılıyor. İran’daki ABD Büyükelçiliği basılmış, 52 Amerikalı diplomat rehin alınmıştı. Dönemin ABD yönetimi, bu krizi askeri güçle çözmeye kalkıştı. Ancak operasyon fiyaskoyla sonuçlandı. Helikopterler düştü, askerler öldü, itibar sarsıldı. Dönemin Dışişleri Bakanı Cyrus Vance istifa etti, Başkan Jimmy Carter ise kısa süre sonra seçimleri kaybetti.
İşte bu atmosferde, tecrübeli diplomat Henry Kissinger’e sorulan bir soru, bugün hâlâ kulaklarımızda çınlamalı:“ABD neden İran’ı tüm gücüyle vurmuyor?”
Kissinger’ın verdiği cevap, sadece o günün değil, bugünün de anahtarını sunuyordu:“Evet, ABD’nin İran’ı yok edecek gücü var. Ama karşımızda son ferdine kadar savaşacak bir millet var. Böyle bir savaşın maliyeti çok yüksek olur. Ekonomimiz zarar görür, halkımız refah kaybına katlanmaz, iç karışıklık çıkar. Bu nedenle çözüm diplomasi olmalıdır.”
Ve öyle de oldu. Sorun, savaşla değil diplomasiyle çözüldü.
Aradan geçen on yıllar, teknolojiyi büyüttü, orduları güçlendirdi, silahları daha ölümcül hale getirdi. Ama değişmeyen bir gerçek var: İnsan iradesi ve vatan sevgisi.
Bugün yeniden benzer gerilimlerin içindeyiz. Güç sarhoşluğu, stratejik aklın önüne geçebiliyor. Kaba kuvvete güvenenler, tarihin en temel dersini unutuyor:Her savaş, sadece cephede değil; ekonomide, toplumda ve psikolojide de verilir.
Bir milleti yenmek için sadece ordusunu değil, direncini de kırmanız gerekir. Oysa bazı milletler vardır ki, bedel ödemeyi göze alır. İşte o noktada en gelişmiş silahlar bile anlamını yitirir.
Bizim tarihimizde bunun en çarpıcı örneklerinden biri de Çanakkale Savaşı’dır. Dünyanın en güçlü donanmaları, en modern orduları........
