Kardeş İran Halkı ile Sivil Dayanışma
Müzakereler esnasında Siyonist çete ve büyük şeytan Amerika kalleşçe İran'a saldırdığında gönlümüz isterdi ki, Pakistan, Türkiye ve Mısır gibi en azından üç Müslüman ülke İran'ın misillemesine katılsaydı veya lojstik destek verseydiler. Hiç kuşkusuz böyle bir dayanışma sergilenseydi daha ilk gün ABD ve Siyonist çete ateşkes için yalvarmaya başlayacaktı. Ama bunun tam tersi olarak "12 Gün Savaşı"nda olduğu gibi bu savaşta da İran'ın fırlattığı füzeleri İsrail'den önce Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün engelleme çabasına girdi. Sayın okuyucumuz, bu nasıl bir alçaklıktır, bu nasıl bir melunluktur böyle. ABD ve Siyonist çete adına kardeş İran sırtından hançerlenmektedir...
İran yalnızlığına rağmen saldırının ilk gününden itibaren bölgedeki Arap ülkelerine konuşlanmış olan ABD üslerini tek tek vurup onları bütün altyapısıyla tesirsiz hâle getirdi. Eş zamanlı olarak işgalci İsrail'in başta askerî tesisleri olmak üzere en stratejik merkezlerini vurmaya başladı. Bu karşılıklı saldırılar 39'ncu gününe gelince ABD ve Siyonist çete yalvar yakar İran'ı ateşkese ikna etti. Elbette İran ateşkesi 10 maddelik şartlar öne sürerek kabul etti...
Savaş bir ayı bulduğunda biz "Türkiye Direniş Dostları Grubu" olarak oluşturduğumuz 72 kişilik bir kafile ile, Müslüman İran halkıyla dayanışmak maksadıyla biletlerimizi alıp yola çıkma hazırlığı yaptık. Savaş ve saldırılardan dolayı hava yolları kapalı olması hasebiyle biz biletlerimizi sınır şehri olan Iğdır'a aldık. Uçuş tarihi gelmeden önce ateşkes olunca bir kısım arkadaşımız, "ateşkes oldu artık İran'a gitmemizin anlamı yok" diyerek gitmekten vazgeçmek istedi. Çoğunluk gitmek istediği için 72 kişilik grup olarak İstanbul Havalimanı'dan Iğdır'a geçtik. Iğdırlı dostlarımızla irtibat hâlindeydik. Bizi oluşturdukları araç konvoyu ile havaalanında karşıladılar. Buradan topluca araçlarla "Hüseyniye" dedikleri nezih bir mekana götürüldük ve bize sabah kahvaltısı ikram ettiler. Kahvaltı sonrası Iğdır kent meydanına götürüldük. Burada, önceden haberi olan halk ellerinde Türkiye ve İran bayrakları ile bizi karşıladılar. Kısa süreli de olsa kent meydanında güzel bir miting oldu. Kardeşlik ve dayanışma adına atılan sloganlar anlamlıydı.
Miting sonrası yüzlerce araç eşliğinde Gürbulak Gümrük kapısına geldik. Namazlarımızı burada ifa ettikten sonra İran'a giriş yaptık. Bizi bazı kamu görevlileri ve üzerinde emmameler olan mollalar karşıladılar. Gümrük salonunda İran'ın TV kanalları çekim ve röportajlar yaptılar. Akabinde bize tahsis edilen üç otobüsle Urmiye kentine doğru yola çıktık. Programımızda stratejik yerlerde canlı kalkan olup nöbet tutan kardeşlerimizi ziyaret edip sembolik de olsa onlarla birlikte nöbetlere iştirak ettik. Bu nedenle Urmiye kentine elektrik sevkiyatı yapan büyük trafo merkezini ziyaret ettik. Orada açık alanda namazlarımızı eda ettik, sembolik olarak nöbet tuttuk, birlikte sloganlar attık, TV kanallarına röportajlar verdik. Nöbetçi arkadaşlarla vedalaşıp buradan ayrıldık.
Daha sonra güzel bir restorana götürüldük. Yemekten sonra kent merkezini gezdik. Üzerinde "Türkiye Direniş Dostları" yazan ve Türk ve İran bayrakları olan yeleklerimizle çarşıda gezerken olağan üstü şekilde ilgi ve teveccüh gördük. "Hoşgelmişsiniz" diyerek bize sarılıp gözyaşı dökenlere tanık olduk. Urmiye, Türk ve Kürt halkların birlikte kardeşçe yaşadığı bir kent. Burada yaşayan Kürt halkının çoğunluğu Şafi mezhebinden. Kafilemizde Kürt ve Şafî mezhebinden arkadaşlarımız da vardı. Burada, kentte birçok Sünnî camisi vardı. ("İran'da Sunnî cami yok" diyen iftiracı mezhep bağnazlarına bu tanıklığımız nazire olsun!)
Biz vakit namazımızı ifa için "İmâm Şafî Camiî" ismini verdikleri mescide gidip Şafî imâmın arkasında topluca namaz kıldık. Namaz sonrası Kürt olan imâm önce Kürtçe, akabinde Türkçe bir konuşma irad edip şehirlerini ziyaretimizden dolayı memnuniyetini dile getirdi...
Akşam olduğunda halk meydanındaki nöbet yerine gittik. Meydan tıklım tıklım doluydu. (Daha sonraları tanık olduğumuz üzere İran'ın kent meydanlarındaki bu etkinlikler bize 15 Temmuz nöbet mitinglerini hatırlattı.)
Şehir meydanına kurulmuş platform ve çevresi afiş ve görsellerle doluydu.
Sürekli olarak coşturucu müzik eşliğinde sloganlar atılıyor ve marşlar okunıyordu. Halk ellerindeki bayrakları sallayarak "Amerika'ya ölüm, İsrail'e ölüm" sloganları atıp adeta İslâm nizamı ile biat tazeliyorlardı. Burada ellerimizde Türk bayraklarıyla platforma çıkarıldık. Kudüs TV Genel Yayın Yönetmeni Nurettin Şirin coşkulu bir konuşma yaptı. (Yerel dil Türkçe olduğu için tercümana ihtiyaç yoktu.) Nuraeddin Şirin, İran'a geliş gayemizin dayanışma olduğunu vurgulayıp, bu savaşta ABD ve işgalci İsrail'in nasıl hezimete uğradığını anlatıp direniş sergileyen yiğit İran halkını tebrik etti. Ayrıca Kerbelâ'dan ilham alarak, tıpkı İmâm Hüseyin'in 72 yareni gibi bizim de 72 kişilik bir kafile olduğumuzu vurguladı. Konuşmasına ek olarak, nasıl ki, İmâm Hüseyin, Yezid melunu için, "O alçak oğlu alçak bizi iki seçenekle başbaşa bıraktı, 'ya zillet içerisinde boyun eğeceğiz ya da kılıçların hedefi olacağız, heyhat min'ez zilleh' (Zillet bizden uzaktır, zillete boyun eğenlere yazıklar olsun) dediği gibi biz de diyoruz ki, Heyhat min'ez zilleh." Bu sözlerle cuğşa gelen halk üst üste slogan atarak ortalığı inletmiş oldu. Bu ara, birçok TV kanalı bir taraftan çekimler yaparken, diğer ekipler ise bizlerle röportaj yapıyorlardı. Geliş gayemizi sorduklarında, "Bizler bir tek ümmetiz, siz büyük şeytan ABD ve Siyonist İsrail'in saldırılarına maruz kaldınız, biz sizinle dayanışmaya geldik, "canlı kalkan" olarak bulunduğunuz merkezlerde biz de sizinle birlikte "canlı kalkan" olup size moral desteğinde bulunmak için geldik. Siz İslâm'ı temsil edip yiğitçe saldırılara göğüs geriyorsunuz. Bu savaş furkan savaşıdır, bu savaş, Hak-Batıl savaşıdır. Bu savaş bizim de savaşımızdır." gibi sözlerle röportajlar verdik...
Etkinlik ve nöbetler şehrin üç ayrı merkezinde yapıldığı için biz sırasıyla üçüne de katılıp İran'ın yiğit halkına moral desteğinde bulunmuş olduk. Halkın bize olan teveccühü görmeye değerdi. TV kanalları etkinlikleri canlı veriyordu. Türkiye'den gelip eylemlere katılmış olmamız İran kamuoyunda büyük bir ilgiye sebep olmuştu. Bütün TV kanalları bizden övgüyle söz edip teşekkürlerini dile getiriyordu.
Ellerimizdeki Türk bayraklarımızı gören İranlı kardeşlerimiz, "Yaşasın kardeş ülke Türkiye" sloganları atmaya başladı. Kimileri yolumuzu kesip göz yaşları içerisinde bize sarılıp ağlıyorlardı. Kimileri de aynı coşku ile ellerimizdeki Türk bayraklarını öpüyordu. Bu sahnelerden duygulanmamak mümkün değildi. Bizler de bu yiğit vatanperver kardeşlerimizle ağlaştık. Urmiye'de üç ayrı mevkide aynı coşkuyu, aynı duygu yüklü sahneleri yaşadık. Otelimize dönerken yolumuzu kesip bizleri konaklamamız için ısrarla evlerine davet edenler oldu. Ertesi sabah üzerinde "Türkiye Direniş........
