Düşmanına Benzemek...
28 Şubat unutuldu mu!? Hani bin yıl süreceği iddia edilen süreç on yıl bile sürmemişti ya! Kısaca dindar insanların üzerine çöken bir kâbus gibiydi. Kız imam hatip liselerindeki kızların başları zorla açtırılıyordu. Okula başörtülü gönderilen küçük kızlar nedeniyle anne babaları hapse atılıyordu. Tıp Fakültelerinin son sınıflarında okuldan atılan kızlar, eğitimlerine devam etmek için hicrete zorlananlar, askerlik görevinden atıldığı ve sonra hiçbir kurumda çalışmasına izin verilmediği için intihar eden subaylar bir çırpıda aklıma gelen mağduriyetler. Zulüm örnekleri listesi ile yazıyı uzatmak istemiyorum.
Başta televizyonlar olmak üzere her türlü medya kanalı aracılığı ile değerlerimize saldırılıyordu. Sonuç ne oldu! O zulmün failleri neler yaşadılar! “Yüzde doksan beş oy alsanız da iktidar olamazsınız” diyenler şimdi neredeler. O zulümler bizi yıldırabildi mi? Bilakis inancımızı daha da pekiştirdi. Saflarımızı daha da sıkılaştırdı. Kilometrelerce uzayan el ele zincirlerinde kimse elini tuttuğu kişinin kavmini, tarikatını, mezhebini, meşrebini ve partisini sormadı. Hepsinin ortak kimliği mağduriyet ve mazlumiyet idi.
Peki, onlar zulmederken hakkımızda ne düşünüyorlardı. “Biz onları mağdur ediyoruz aç ve işsiz bırakıyoruz anayasal hakları olan inanç özgürlüklerini çiğniyoruz” diyorlar mıydı? Hayır, aksine biz devletimizi büyük bir tehlikeden koruyoruz. Anayasal görevimizi yerine getiriyoruz. Yasaları uyguluyoruz. Mağdurlar mahkemelere gidiyor ama bağımsız(!) yargı onların davalarını reddederek bizi teyit ediyor diyorlardı.
Bu kayıtsızlık giderek öfkemizi büyütüyor adeta bir volkan patlamasına neden oluyordu. Nitekim 1997’deki post modern darbe 2002’ye kadar sürdü. Siyaseten bitirilmek için ayarlanan bir cezaevi süreci ile muhtar dahi olamayacağı planlanan biri sonuçta o devrin muktedirlerinin defterlerini birer birer dürdü. Eski ve yeni bütün darbeci generaller yargı önüne çıkartıldılar.
Sonra ne oldu. Biz de onlara benzemeye başladık. Onlara yapılanların haksızlık olduğunu söylemek dahi cesaret ister hale geldi. Her şey yasaldı. Ortada yargı kararları vardı. Tıpkı onların yaptığı gibi. Doğu ve Güneydoğuda yüzde elli birle değil seksen doksan’la da olsa yerelde iktidar olamayacaklarını onlara gösterdik. Bunu daha da şümullü hale getirdik. 2016-2026 arası kayyum atanan belediye sayısı 150 civarında.
Onlar bizi "vampir, metastaz yapmış habis bir ur" olarak niteliyorlardı. Bizi kendi topraklarımızda işgalci gibi görüyorlardı. Şimdi sözde 28 Şubatın mağdurlarını yani bizi temsil eden iktidar da maalesef muhalefeti öyle görüyor. Bu vatan hepimizin diyemiyoruz. İçeride her zaman “zalim diktatörü” yıkmak için düşmanla işbirliğine hazır bir kitleyi adeta hazır kıta bekletiyoruz. Bunun varlığı dış tehditler karşısında teslimiyete varacak kırılganlıklara sebebiyet veriyor. Mesela “Filistin için gerekirse İsrail’le savaşalım” denildiğinde “bunlar bizi arkadan vurur” endişesi gündeme geliyor.
Onlar bizi bizden dinlemediler, bizim neye itiraz ettiğimizi merak dahi etmediler. Sadece etiketlediler ve sindirmeye, yok etmeye çalıştılar. Bu yanlıştı. Karşılıklı konuşabilseydik belki bir yerde uzlaşabilirdik. Şimdi de öyle oluyor. İçinde bulunduğum birçok watsap gurubunda Laisizme, Sekülerizme, Kemalizm’e karşı öfke büyütülüyor. Onlarla konuşma, onları anlama hiç denenmiyor. Kavga kutsanıyor. Bu kavga giderek zeminimizin kaymasına neden olacak. Biz kavgaya tutuşurken birileri bunu kendi namı hesabına kazanca dönüştürecek.
Onlar bize tahammül etmediler, merhamet etmediler de ne oldu. Öfkemizi büyüttüler. Biz onların bize öfkelerinin büyümesini, karşımızda kenetlenmelerini ister miyiz? O halde neden onları kendimize öğretmen kabul ediyoruz. Bizim ebedi öğretmenimiz Efendimiz (sas)’i örnek almamız gerekmez mi?! Bizim peygamberimiz haşa tahammülsüz ve merhametsiz değildi. Şefkat ve merhamet peygamberi idi. Biz de öyle olabilirsek bizi öldürmeye gelen bizde dirilir.
Hâsılı bu ülke hepimizin. Dini, mezhebi, kavmi ve dünya görüşü ne olursa olsun herkes kendini bu ülkeye ait hissetmeli ve gerektiğinde onun savunmak için omuz omuza verebilmelidir. Vesselam!
