İhanetlerin Normalleşmesi
Toplumların, kültürlerin, siyasetlerin, birbirlerini anlamaya/dinlemeye çalışmak yerine, birbirlerini dışlamaya/ötekileştirmeye/etkisiz hale getirmeye çalışmaları, bir barbarlık/korsanlık dünyasında/düzeninde yaşıyor olduğumuzu gösterir. Toplumların/kültürlerin/siyasetlerin, birbirlerini yok etmeye çalışmaları, insanlıktan/ahlak ve adaletten vazgeçtiklerine işaret eder. Bugün maruz kaldığımız korsanlık/barbarlık iklimi sebebiyle, hem küresel bağlamda, hem de yerel bağlamlarda çok korkunç bir insanlık tutulması yaşanıyor. Toplumlarımızda yaşanmakta olan insanlık tutulması, ölümcül/tehlikeli/kirli/çirkin/karanlık/utanç verici ikiyüzlülükleri hamaset yoluyla maskelemeye çalışıyor. Gerçeklikten kaçmakla, gerçekleri gizlemenin birbirinden çok farklı şeyler olduğunu fark etmek gerekiyor.
İslamı temsil iradesine/bağımsızlığına sahip olmadıkları halde, İslam ülkesi olarak anılan ülkelerin, tarihsel yenilgiler, tarihsel aşağılanmalar, tarihsel bağımlılıklarla sınanmalarına rağmen, yapısal bağımlılıklarla, yapısal edilgenliklerle yüzleşememek, bu bağımlılık ve edilgenlikleri sorunsallaştıramamak gibi zihinsel bir sorunları var. Özeleştirel/akli bir hassasiyete, kültüre ve dile sahip olmadıkları için, romantik umutlar mezarlığına dönüşen İslam dünyası toplumları, siyasal sefalete, aşagılanmaya, tahakküme mahkum olarak yaşamayı, dokunulmaz bir geleneğe dönüştürmüş bulunuyor. İçerisinde bulunduğumuz dönemde, içerisinde yaşadığımız toplumda, diğer İslam toplumlarında da, devlet/iktidar/milliyet/mezhep mutlakiyetçilikleri, mutlakiyetçi patolojiler, evrensel İslami bilince/terbiyeye hayat hakkı tanımıyor. Çok aziz ve mükerrem İslam, sözünü ettiğimiz bu patolojilerin istismar nesnesi olarak edilgen bir mevcudiyetle kuşatılmış bulunuyor.
Ölümcül bir bağımlılıkla, ölümcül bir vesayetle malul olan İslam dünyası toplumları, İslami anlamda, bağımsız bir siyasal/ kültürel/ekonomik/bilimsel model ortaya koyamıyor. Böyle bir model ortaya koyamadığı gibi, Müslüman halklar/toplumlar milliyetçi/mezhepçi bencillikler/önyargılar sebebiyle, kötürümleştirici hurda fikirlere tutunarak birbirlerini değersizleştirmeye çalıyor, bu patolojik bencillikler sebebiyle evrensel İslami dayanışmayı, İslami geleceği/bağımsızlığı imkansız kılıyor.
Bağımsız/özgün alternatif bir model oluşturma yeteneğine/birikim ve bilincine sahip olmayan İslam toplumları, bu yeteneksizlikleri nedeniyle, yerli-milli konformist köleliklere katlanıyor. Yerli-milli önyargılar, yerli-milli çıkarlar, yeni/bağımsız/özgün alternatif bir İslami modelin gündeme taşınmasına izin vermiyor. Çok aziz ve mükerrem İslam, evrensel bir terbiyenin, evrensel bir kültür ve medeniyetin, zerafet ve bilgeliğin, evrensel bir niteliğin ve seviyenin, evrensel ufkun ve derinliğin adıdır. Bugün, hamasetin harabelerinde yaşamaya devam eden İslam dünyası toplumları/toplumlarımız, evrensel İslam terbiyesine yabancı oldukları için, ancak, yerli-milli trol/aparatçik çifliklerinde, kabileci/hizipçi/mistik/mezhepçi, zontalar/magandalar/maço ve faşolar, mezhepçi/mistik linççiler yetiştirebiliyor. Toplumlarımıza hakim olan, sözünü ettiğim patolojik kültür, nihai anlamda sorgulanmadıkça, reddedilmedikçe, bu kültürle kıyamete kadar İslami bir iyileşme sağlanamaz. Bugün, toplumlarımız, çıkar hesaplarını bütün ayrıntılarıyla öğrendiği halde, varoluşsal/ilkesel/eleştirel bir duruşu hiçbir şekil ve surette öğrenemiyor. Toplumlarımız, ilkesel/varoluşsal bir çöküşle karşı karşıya bulundukları için, İslamın evrensel imkanlarını tahayyül ve tasavvur edemiyor. Ataerkil bir güruh, nihai yenilgilerle, nihai alçalış ve nihai utanç sorunlarıyla asla ilgilenmiyor. Oportünist muhafazakarlar, oportünist sağcılar, oportünist dindarlar, oportünist siyasetçiler, çıkarın kokusunu aldıklarında, hemen, varoluşsal ilkelere ihanet için sıraya giriyor. Çıkarın kokusunu alanlar, nerelerde konumlanacaklarını çok iyi biliyor/öğreniyor.
İslam dünyası toplumları, milliyetçi-mezhepçi bencillikler/önyargılar sebebiyle, bugün, insanlık ailesinin dışına sürgün edilmiş bulunuyor. Milliyetçi-mezhepçi önyargılar/rekabetler, toplumlarımızı ortak acze, ortak çaresizliğe, ortak hiçliğe mahkum ediyor. Ortak hiçlikle karşı karşıya gelen İslam toplumları, bu hiçlik sebebiyle, Haçlı emperyalizminin vesayet ve meşruiyetine muhtaç bir iradesizliğe sürükleniyor. Milliyetçi-mezhepçi ilkellikler-hiçlikler, büyük insanlık ailesine hitap eden İslami dili/kültürü/dayanışmayı imkansız kılıyor. Hangi toplumda olursa olsun, içerisinde yaşadığımız toplumda da tecrübe ettiğimiz üzere, konformist kültür, konformist din algısı, insan bilincini/aklını/kalbini/çürütüyor. Çürüyen kokuşan/kirlenen insan aklı/bilinci ve kalbi, sadece, etnik ve mezhepçi hezeyanlar üretiyor. Etnik ve mezhepçi hezeyanlar üreten toplumlar, entelektüel anlamda, akademik anlamda, evrensel yankısı-etkisi olabilecek İslami içerik üretemiyor.
Günümüzde, dünyanın/insanlığın ortak düşmanı haline gelen Amerika/İsrail ittifakı, insanlık tarihinin en mülevves/en müptezel/en müstehçen/en aşağılık İslam düşmanı politik yaratıklarla, yeni bir Haçlı eşkıyalık süreci başlatarak dünyaya hükümran olmaya çalışıyor. Bu haçlı eşkıyalığı, masum çocuklara savaş hukuku uyguluyor, Filistinli masum çocukları askeri mahkemelerde yargılayabiliyor. Bu çok ağır, cehennemi koşullar içerisinde, Türk-Arap dünyası rejimleri, Gazze soykırımcısının silah tedarikçisiyle suç ortaklığını seçerek, Haçlı emperyalizminin dostluğunu kazanmak üzere, sıraya girmiş bulunuyor. Toplumların halkların, kendi inandıkları/sevdikleri, uğruna hayatlarını vakfettikleri hayat/siyaset tarzını seçme, inşa etme, hayata geçirme özgürlüğünü tanımayan, Haçlı eşkiyalık düzeni, bugün, İslami bütün kutsallara hayasızca meydan okuyarak; büyük bir medeniyet, büyük bir kültür, büyük bir siyaset, büyük bir edebiyat/şiir, büyük bir felsefe/hikmet/irfan, büyük bir estetik ülkesi İran’a, İran'la birlikte Lübnan’a yeni bir Haçlı seferi uyguluyor. Bütün bunlar olurken, islami/insani/ahlaki haysiyetlerinden feragat eden Ortadoğu rejimleri, sözünü ettiğimiz Haçlı eşkıyasının/sapığının dostluğuna mazhar olabilmek için İslama ihanet yarışı içerisine girebiliyor.
"Ey insanlar" hitabıyla, İslam bize engin bir bilinç alanına çıkmayı öğretir. Hakikat arayışı, yerli-milli sloganlarla değil, popülizmlerle-hamasetle değil, İslami bütünlük bilincini somutlaştırarak gerçeğe dönüştürülür. Bütünlük bilinci, verili olanla sınırlandırılamayan, verili olanı sorgulayan, popülizmlerle hesaplaşan bir bilinçtir. Bütünlük bilinci yüksek nitelikli bir bilinçtir. Parçaların bilinci, milliyetçi-mezhepçi bilinç taşralılık-köylülükten beslenir. Parçaların bilinci sadece ötekileştirmeyle, dışlayıcılıkla, linççilikle, partizanlıkla ilgilenir. Parçaların bilincinin özgün- anlamlı bir değer ürettiği görülmemiş, duyulmamıştır. Sloganların........
