menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsanın kalbi durmadan da ölebilir mi?

7 0
27.07.2026

İnsan yalnızca kalbi durduğunda ölmez. Bazen dokunmayı unuttuğunda ölür. Sevmeyi ertelediğinde, sevilmeye kapılarını kapattığında… Bir bakıştan heyecanlanmadığında… Bir elin sıcaklığını artık aramadığında… Kalbi çalışmaya devam eder ama ruhu hayattan usulca çekilir.

Günümüz insanı daha uzun yaşıyor. Tıp ilerledi, ömür uzadı. Hastalıklar daha erken teşhis ediliyor.

Peki neden daha canlı, daha üretken, daha neşeli ve daha tutkulu yaşamıyoruz?

Neden kırkında yoruluyor, ellisinde hayattan el çekiyor, altmışında yalnızca hastalıklarımızdan konuşuyoruz? Çünkü ömrü uzattık ama hayatla temasımızı kaybettik. Meselenin bir tarafında da cinsellik var. “Cinsellik” deyince hemen yatak odasını düşünenler olacaktır. Oysa cinsellik, yalnızca sevişmek değildir. İnsanın hayatla kurduğu en derin temas biçimlerinden biridir. Bir bakıştır, bir gülümsemedir. Bir elin diğerine tereddütsüzce uzanmasıdır.

Birlikte yürümek, özlemek, flört etmek, sarılmak, yan yana susabilmektir. Eşinin gözlerinin içine hâlâ merakla bakabilmek “gözlerine çok baktım, yordum mu seni” diyebilmektir. Yıllar sonra bile onun yanında kendini kadın ya da erkek olarak hissedebilmektir.

Sağlıklı cinsellik yalnızca iki bedenin birleşmesi değildir. İki duygunun, iki sinir sisteminin ve iki ayrı hayat hikâyesinin birbirine güvenle yaklaşmasıdır. Kalbin, kasların ve zihnin aynı anda gevşeyebilmesidir.

Fakat biz ne yaptık? Dokunmayı ayıp saydık. Arzuyu suçladık. Flörtü gençlere bıraktık.

Evlilikten romantizmi çıkardık. Sonra aynı evin içinde birbirine dokunmayan, birbirini görmeyen, yalnızca faturaları ve çocukların sorunlarını konuşan iki yabancıya dönüştük.

Kadın aynaya bakmayı bıraktı. Erkek eşine bakmayı… İkisi de buna “yaşlandık” dedi.

Hayır. Belki de yaşlanmadınız. Sadece birbirinize ulaşmayı bıraktınız. Çünkü insanı asıl yaşlandıran alnındaki çizgiler değildir. Uzun zamandır heyecanlanmayan kalbidir. Kimseyi özlemeyen ruhudur. Dokunulmayan tenidir. Duyulmayan sözüdür.

Evlilikleri temas ayakta tutar. Merak gerekir. Özen gerekir. Biraz kahkaha, biraz flört, biraz özlem gerekir. İnsan sevildiğini yalnızca bilmek istemez. Hissetmek ister. Bazen bir bakışla… Bazen omzuna konan bir elle…Bazen de “Bugün çok güzelsin” diyen üç kelimeyle.

Biz uzun yaşamayı öğrendik. Fakat canlı kalmayı unuttuk. Belki de artık kaç yıl yaşayacağımızı değil, yaşadığımız yılların kaçında gerçekten hayatta olduğumuzu konuşmalıyız. Çünkü insanın kalbi atıyor olabilir. Ama ona uzun zamandır kimse dokunmuyorsa…Asıl yaşlılık çoktan başlamış demektir.

Çünkü insanı hayatta tutan yalnızca kalbinin atması değil, başka bir kalbin onun için hâlâ çarpmasıdır.

2009’dan 15 Temmuz’a Uzanan Karanlık Hat

Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu helikopter 25 Mart 2009’da Kahramanmaraş’ın dağlarında düştü.

Aradan on yedi yıl geçti.

Fakat o gün........

© Internethaber