Asit Havuzlarında Kör Edilen Bir Milletin Hafızası
Asit Havuzlarında Kör Edilen Bir Milletin Hafızası
Bazen tarih…Sadece geçmiş değildir.Bazen tarih, susturulmuş bir çığlıktır.
Ve o çığlık…En çok unutulduğunda acıtır.
Seydibişer Esir Kampı…
Adını kaç kişi biliyor?Kaç kişi duydu?Kaç kişi yüreğinde bir sızı hissetti?
Cevap acı:Neredeyse kimse.
I. Dünya Savaşı bitmiş.Silahlar susmuş.Ama zulüm susmamış.
Mısır’da bir kamp.İngilizlerin kontrolünde.
15 bin Türk askeri…Yorgun.Yaralı.Ama hâlâ onurlu.
“Dezenfekte edeceğiz” diyorlar.“Hastalık var” diyorlar.“Temizlik gerekli” diyorlar.
Ne kadar tanıdık değil mi?Zulüm çoğu zaman temiz görünür.
Askerleri sıraya diziyorlar.
Gençler…Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş yiğitler…Kimisi daha bıyığı terlememiş…
Su değil.Hayat değil.Şifa hiç değil.
Krizol dolu havuzlar.
Birer birer sokuyorlar.
İlk yanan yer gözler oluyor.Çünkü insanın en savunmasız yeri…En masum yeri…
Çığlıklar yükseliyor.
Çölde yankılanan acı, çoğu zaman tarihe ulaşamaz.
O gün…Sadece bedenler değil, umutlar da kör edildi.
Bir daha cepheye dönemesinler diye…Bir daha silah tutamasınlar diye…Bir daha vatanlarını göremesinler diye…
Memleketiniz var.Anneniz var.Bir köyünüz var.Belki sizi bekleyen bir sevda…
Ama siz…Artık hiçbirini göremeyeceksiniz.
Ne annenizin yüzünü…Ne toprağın rengini…Ne de bayrağın dalgalanışını…
Bu…İnsanlığa karşı işlenmiş bir suç.
Ama en acısı ne biliyor musunuz?
Biz…Kendi acılarımızı bile hatırlamakta zorlanan bir millet haline geldik.
Oysa hafıza…Bir milletin namusudur.
Unutursanız…Sadece geçmişi değil, geleceği de kaybedersiniz.
Bir kamp değil sadece.
Bir utanç.Bir ihanet.Bir insanlık sınavı.
Ve ne yazık ki…Dünyanın sınıfta kaldığı bir yer.
Bu hikâyeyi bilmeden“tarih biliyorum” diyebilir miyiz?
Bu acıyı hissetmeden“milletim” diyebilir miyiz?
Bazı yaralar vardır…Üstü kapanır ama iyileşmez.
Üzeri örtülmüş.Ama hâlâ kanıyor.
