17 Yıldır Bulunamayan Karanlık Eli Kesen Cesur Adam
Göksun’un dağlarında bir helikopter düştü.
Muhsin Yazıcıoğlu ve beş yol arkadaşı şehadete yürüdü.
Fakat o gün yalnızca bir helikopter düşmedi.
Türk milletinin yüreğine ağır bir şüphe düştü.
Aradan on yedi yıl geçti.
Karlar eridi, mevsimler değişti.
Ama milletin vicdanındaki o soru hâlâ yerinde duruyor:
Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün ardındaki bütün gerçekler ortaya çıkarıldı mı?
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in açıklaması bu nedenle son derece önemli ve cesurcadır.
Soruşturma kapsamında 29 şüpheli hakkında işlem yapıldı.
Gözaltına alınan 27 şüpheliden 19’u tutuklandı, 8 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi.
Dosyada FETÖ’nün mahrem yapılanması, örgütsel bağlantılar, ByLock yazışmaları ve 15 Temmuz’un firari isimlerinden Adil Öksüz’le irtibat iddiaları inceleniyor.
Söz konusu olan sıradan bir ihmal iddiası değildir.
Söz konusu olan, yıllarca devletin üniformasını giyip başka bir yapıya hizmet edenlerin, milletin makamlarını işgal edenlerin ve adaletin üzerine karanlık bir perde çekmeye çalışanların izleridir.
FETÖ yalnızca silah taşıyan bir terör örgütü değildi.
Devletin içine yerleşen bir ihanet şebekesiydi.
Askerin, polisin, yargının ve istihbaratın içine sızdı.
Hakikati kendi çıkarına göre eğip büktü.
Şimdi sorulması gereken soru şudur:
Bu karanlık yapı, Muhsin Yazıcıoğlu dosyasına da el uzattı mı?
Elbette hukuk devletinde hükmü mahkemeler verir.
Delil olmadan kimse suçlu ilan edilemez.
Ancak hukuk adına susmak, şüpheleri görmezden gelmek, delillerin üzerine gitmemek hukuk değildir.
Devletin içine sızmış bir örgütün muhtemel bağlantılarını araştırmaktan kaçınmak hiç değildir.
Bu dosyada milletin talebi açıktır:
Ne siyasi hesaplaşma…
Ne de yılların arkasına saklanmış bir sessizlik…
Millet yalnızca gerçeği istiyor. Hem de eksiksizce.
Muhsin Yazıcıoğlu sıradan bir siyasetçi değildi.
O, Anadolu’nun vicdanıydı.
Bu toprağın mertliğiydi.
Siyaseti makam........
