Gurbetçinin Çilesi: Sıla’ya Can Atarken Can Verenler
Nazım Hikmet’in aşağıdaki aşk şiirini bir gurbetçi tarifi gibi okumak mümkündür. Beş cilt ağırlığında beş cümlelik bir tarif:
“Sonra aramıza şehirler girecek,Hiç karşılaşmayacağız.Tesadüfler bile bir araya getirmeyecek.Sonra da belki birimiz öleceğiz,Diğerimiz hiç bilmeyecek”.
Yaz ayları gurbetçiler için duyguların yoğun yaşandığı zaman dilimidir.
Kimine hüzün, kimine göre sevinç ve heyecan aylarıdır Temmuz, Ağustos.
Sebebi şu türkünün sözlerinde gizlidir: “Aşan bilir karlı dağın ardınıÇeken bilir ayrılığın derdini”.
“İyi, Kötü ve Çirkin” filmindeki Clint Eastwood’un efsane racon sahnesini bilmeyen yoktur:“.. dünya iki kategoriye ayrılır, elinde dolu silah olanlar ve (mezarını) kazanlar..”
Bu kategori benzetmesi gurbetçiler için de geçerlidir: sıla-i rahime gidenler ve gitmeyenler; Anavatanın yolunu tutanlar ile “kısmetse seneye” diyenler.
Plan proje, hesap kitap, araç gereç derken, memleket yolunu tutmak için gün sayan “şanslı” kardeşlerimiz için tatlı telaşı aylar öncesinden başlar.
Uçak seyahatinin yaygınlaşmasına rağmen, ülkemize karayoluyla gelen vatandaşların sayısı hiç azımsanacak gibi değildir.
2024 verilerine göre, Türkiye’ye giden gurbetçi sayısı 2 milyon 820 bini aşarken, başta Kapıkule olmak üzere, çeşitli sınır kapılarından 691 bin 891 araç giriş yaptı.
Bugün özellikle araba yolculuğu üzerinde durmak istiyoruz.
Mesafesi ve meşakkati değişse bile, Avrupa’dan Türkiye’ye karayoluyla gelmemin sıkıntıları benzerdir.
Uzundur........
