İncecik Bir Çizgi
Bir taziye dönüşündeydik sanki. Kapının önünde kalabalık bir insan topluluğu, hatır istiyor, uğurlanıyordu. Köydeydik. Yağmur vardı, çamur vardı; çocukluğumdan kalma bir akşam gibi… Yaklaştıkça fark ettim ki bu insanlar, artık hayatta olmayan aile büyüklerimizdi. Birbirlerine sarılıyor, ağlaşıyorlardı. Gözyaşları toprağa düşüyordu; sanki toprak onları tanıyor, sessizce bağrına basıyordu.
O an içimde beliren kederin sebebini tam olarak tarif edemiyorum. Bir şey olmuştu; adı konmamış ama ağır. Kılık kıyafetlerinden, duruşlarından, bakışlarından… Hepsini tanıdım. Meğer insan, unuttuğunu sandığı yüzleri bir rüyada yeniden görünce, ne çok özlediğini anlıyormuş. Uzaktan bakarken bile hasret ağır geliyordu insana.
Yanlarına sokulmak istedim. Bir omza dokunmak, bir ses duymak… O eski kıyafetlerin solmuş renkleri, desenleri; bugün artık hayatta karşılığı olmayan ama yüzlerde hâlâ diri duran bir merhamet vardı. Safiyet, tevazu, tevekkül… Sanki zaman usulca geri çekilmişti; hayatla ölüm arasındaki mesafe bir adım kalmıştı. Bu bir gidişti; ağırlaşan vedalardan farklı, adı konulmamış bir gidiş. Herkes biliyordu; ötekiler gibi değildi.
Tam o sırada aramızda incecik bir çizgi olduğunu fark ettim. Onlar beni görmüyordu; bir adım sonrası bana kapalıydı. Farklı âlemlerdeydik.
Kapı sesiyle uyandığımda sabaha karşıydı. İstanbul’da hava ayaza çekmişti. Kar bekleniyordu. Her daim hareketli olan cadde, o sabah alışılmadık bir sessizlik içindeydi. Şehrin suskunluğu, rüyanın hüznünü dağıtmaya yetmedi. Üzerimde kalan şey, kaybetmiş olmanın tanıdık ama eskimeyen ağırlığıydı.
Birini çağırmak istedim. Dertleşmek, sesimi bir yere çarptırmak… Ama uzaktaydı her şey ve herkes. Rüyasını gördüğüm, uyanınca bir kez daha kaybettiklerimdi hepsi. İnsan bazen uyanarak da kaybediyor.
O an bir köy odasının sıcaklığını özlediğimi fark ettim. Çayın dumanını, sesleri paslanmış ihtiyarların muhabbetini, tespih şıkırtılarını… Basit, sade bir hayatın içinde, birbirini gerçekten duyan insanların olduğu o yeri. Belki de özlenen şey mekân değildi; zamanın ağır aktığı, ayrılıkların bu kadar kesin olmadığı bir hayattı.
Bazı rüyalar haber vermez.
Sadece hatırlatır; aramızda, görmediğimiz ama her an var olan incecik bir çizgi olduğunu.
Ramazan Toprak Gazeteci. 1971 Şanlıurfa doğumlu. Evli, üç çocuk babası.
