menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kutsalın Gölgesinde Güç ve Çıkar Arayışı: “Bel’am b. Bâûrâ Örneği”

29 0
23.06.2026

İnsanlık tarihi boyunca din, bireysel tekâmülün, toplumsal huzurun ve ahlaki erdemlerin en güçlü kaynağı olmuştur. Ancak kutsal olanın kitleler üzerindeki bu muazzam dönüştürücü ve birleştirici gücü, tarihsel süreçte her dönemde bencil menfaat odaklarının da iştahını kabartmıştır. Din istismarı olarak adlandırılan bu olgu; dini değerleri, sembolleri ve inançları şahsi, siyasi veya mali çıkarlara alet etme kurnazlığıdır. Bu istismarın en tehlikeli boyutu ise, bizzat “din adamı” ya da “âlim” sıfatını taşıyan, toplumun itimat ettiği figürler eliyle yürütülenidir. Kur’an-ı Kerim, bu yozlaşmayı soyut bir teoriden çıkarıp net karakter analizleriyle insanlığın hafızasına kazır. Bu karakterlerin en prototipik ve ibretlik olanı, ilmini zalimlerin sultasına ve kendi dünyevi arzularına kurban eden Bel’am b. Bâûrâ’dır.

Din istismarı, sadece İslam tarihine ya da Müslüman topluluklara özgü bir patoloji değildir; inancın olduğu her yerde evrensel bir risk alanıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim, Tevbe Suresi 34. ayetinde bu durumun dinler tarihindeki tezahürlerine dikkat çeker: “Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden pek çoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve insanları Allah yolundan çeviriyorlar.” Âyette zikredilen “haksız yollarla mal yemek”, dinin kurumsallaşmış yapısını bir kazanç kapısına dönüştürme eğilimidir. Tarihsel süreçte tahrif edilmiş kutsal metinlerin nüshalarını satmak, rüşvete dayalı fetvalar vermek, endüljans (günah çıkarma) kartlarıyla cennetten arsa pazarlamak ya da duaların kabulü için arabuluculuk tarifeleri belirlemek, din kisvesi altında yapılan dolandırıcılığın en bilinen yapı taşlarıdır. Buradaki temel tehlike, din adamının sahip olduğu manevi otoriteyi ekonomik ve sosyal bir silaha dönüştürerek kitleleri Allah’ın hakikatinden uzaklaştırmasıdır.

Bu küresel ve tarihsel arka planın tam merkezinde, bireysel bir çöküşün ve entelektüel ihanetin sembolü olarak Bel’am figürü yükselir. Hz. Musa döneminde yaşadığı rivayet edilen ve kendisine ilahi ayetlerin bilgisi (ism-i azam dâhil yüksek bir manevi derece) verilen bu âlim, ilmini hakikatin ikamesi için değil, dönemin despotik yönetici kadrosunun bekası için kullanmıştır. Hz. Musa’nın temsil ettiği tevhid ve adalet hareketine karşı, Firavun ve benzeri zalim otoritelerin safında yer alarak Müslümanların aleyhine fetvalar üretmiştir. Onun bu trajik dönüşümü, A’râf Suresi........

© İnsaniyet