menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Allah’ın Dinini Yeryüzünde Hâkim Kılma Mücadelesi

448 0
24.02.2026

Devlet kurucusu Osman Bey, Bursa kuşatması esnasında çadırında son nefesini verirken, dizinin dibinde oturan oğlu Orhan Beye şöyle seslenmişti: ”Oğlum Orhan, bizim davamız kuru bir kavga ve cihangirlik davası değildir. Bizim gayemiz Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılmaktır.”

İslam toplumlarında “Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılma” ifadesi, Müslümanların en temel dava ve sorumluluklarından biri olarak kabul görmüştür. Çünkü bu mücadele, Kur’an-ı Kerîm’in açık beyanlarından kaynaklanır ve hem bireysel hem de toplumsal boyutta gerçekleşmesi emredilen bir hedefi işaret eder:

“O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.” (Tevbe 9/33)

Kur’an, Peygamber Efendimiz ’in (sav) gönderiliş hikmetlerinden birinin, İslam’ı diğer inanç sistemleri ve düzenler üzerine galip getirmek olduğunu açıkça belirtir. Burada “üstün kılma” (izhar), ilmî ve delil açısından üstünlük yanında, toplumsal hayatta ve değerler düzeninde hâkimiyet anlamını da taşır:

“Allah, içinizden iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri   egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından   kendilerini mutlaka   emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur…” (Nûr 24/55)

Bu ayet, iman ve salih amel sahibi müminlerin yeryüzünde hâkimiyet ve emniyet bulacağını müjdeler. Allah’ın dininin hâkim kılınması, zulmün ve fitnenin ortadan kalkmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

“Fitne kalmayıncaya ve din (kulluk/egemenlik) tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın…” (Bakara 2/193)

Buradaki “din tamamen Allah’ın olması”, insanların Allah’tan başka otorite tanımaması, her türlü bağlayıcı hüküm ve değerlerin Allah’ın hükümlerine göre şekillenmesi demektir. Ancak bu ifade, “herkesi zorla Müslüman yapma” anlamında yorumlanamaz. Çünkü Kur’an’ın bu konuda hükmü açık ve nettir: “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara 2/256). Dolayısıyla hedef, fertlerin iradesine baskı yapmak değil; zulüm, baskı ve fitnenin ortadan kalktığı, insanların özgürce hakikati seçebileceği bir düzenin tesis edilmesidir.

Peki bu mücadele nasıl yapılır? Kur’an ve Hz. Peygamber’in (sav) sünneti, bu konuda çok boyutlu bir yol haritası çizer:

Nefisle Cihad /Cihad-ı Ekber: Kişinin önce kendi nefsini terbiye etmesi, imanını salih amele dönüştürmesi, hayatının her alanını Allah’ın hükümlerine göre düzenlemesi esasıdır. Hadislerde “Mücahid, nefsiyle cihad edendir” buyurulur.

Tebliğ / Davet: İslam’ı en güzel şekilde anlatmak, hikmet ve güzel öğütle insanları Hakk’a çağırmak: “İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Bir mücadeleye girmen gerektiğinde, söz ve davranışında daima daha güzel olanı tercih et. Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanları çok iyi bilir. Doğru yolu bulanları da en iyi bilen O’ dur.” (Nahl 16/125). Peygamber Efendimiz ‘in Mekke dönemi tamamen bu tebliğ cihadıyla geçmiştir.

Emr-i Bi’l-ma’rûf ve Nehy-i ani’l-münker: İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak. Bu, fertten topluma, aileden devlete kadar her seviyede geçerlidir.

Zulme ve Fitneye Karşı Dik Duruş: Eğer bir topluluk veya sistem, inanç özgürlüğünü engelliyor, insanları dinden döndürmeye çalışıyor veya sistematik zulüm uyguluyorsa; savunma ve karşı duruş haktır, meşrudur. Bu, gerektiğinde savaş boyutunu da içerir; ancak savaş bile ancak meşru şartlar ve sınırlamalar çerçevesinde olur.

Salih Amel ve Toplumsal Model Oluşturma: Müslümanların adalet, üstün ahlak, merhamet, güvenilirlik, bilim ve yüksek teknoloji ile örnek teşkil etmesi. Nûr Suresi 55.Ayet’teki vaadin gerçekleşmesi, müminlerin salih amel üretmesine bağlanmıştır.

Nihayetinde, Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılma mücadelesi; zorlama ve şiddete yönelik değil doğrudan doğruya tebliğ, ahlak, adalet ve salih amel yoluyla gerçekleşir. Bu dava, fertlerin kendi hayatlarında Allah’ın hükümlerine teslim olmasıyla başlar, ailede, toplumda ve nihayetinde küresel ölçekte adalet ve hidayet düzeninin tesis edilmesiyle devam eder. Ecdadımız tarihi süreç içinde bu yolda gevşeklik göstermemiş, Kur’an’ın çizdiği sınırlar içinde tevhid sancağını en uzaklara kadar götürerek insanları barış ve huzur ikliminde yaşatmıştır.

Halit ÖZDEMİR 1956 yılında Ardanuç’ta dünyaya geldi. İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Ardanuç’ta bitirdi. 1977’de Erzurum Kâzım Karabekir Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümünden mezun oldu. 1992’de Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümünden lisans diploması aldı. Artvin İmam Hatip Lisesi ve Ardanuç Lisesinde tarih öğretmeni olarak görev yaptı. 2003 yılında emekli oldu. Evli ve üç çocuk babasıdır. Yerel ve ulusal süreli yayınlarda yazıları yayımlandı. Radyo ve televizyonlarda mülakatlarına yer verildi. “Türk Tarihinde Edebî Fıkralar ve Nükteler (1981)”, “Bekleyiş (1987-Piyes), “Cumhuriyet Öncesi ve Cumhuriyet Döneminde Artvin’de Eğitim” (Komisyon-1999), Artvin 2000 (1999-Tarih bölümü), “2000’de Ardanuç” (2000) ile “Artvin Tarihi (2001)” yazarın yayımlanmış kitaplarıdır.


© İnsaniyet