menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Maun

8 0
23.07.2026

Her çocuk yeterince uslu durursa Şirinler’i görecek, sırasını beklerse bir gün annesizliği tadacakmış dedi Gökçe, oturduğu sert minderli pencere önü divanında elleriyle sırtını severken. Bu yokluğa nasıl dayanılır diye düşündü. Çağla yeşili gözleri, balköpüğü saçları, bedenine göre güçsüz kolları yüklenmesi hayli zor bir yükün altına henüz girmişti. Şu an etraftaki insanların ondan yapmasını beklediği ritüellerden zihni onu münezzeh tutuyordu. Kıtlamayla içilen demli bir çay gibi değil mi hayat? Dilin bir yanı şekerliyken buruk tadı alıyor öbür yanı, diyerek hemen dibinde oturan bomboş, donuk, yosun tutmuş bakışlarla pencereden dışarıyı seyreden Rüya ile konuşmaya başladı.   Gökçe’nin sesiyle, yoldan çıkıp devrilirken emniyet şeridine sığınıp, kafası toprağa secde eden kırmızı bir tır gibi Rüya’nın boynu gövdesine yapıştı. İçinden kimseyle muhatap olmak gelmiyordu. Burnu üst dudağının kenarına kadar hızlıca akmış, akıntı fazla gözyaşı ihtiva ettiğinden kiremit rengi elbisesine şıp şıp damlıyordu. Genzi, içine ağladığı kısımla dolmuş, kartopu çiçeğine benzeyen pamuk misali akça teni ağlamaktan pespembe olmuştu. Yanağından bir top kar aldı hayali, ağlayan gözlerine sürdü. Her şeyle oyun kurulabilen çocuk dünyasında sıra annesizliğe gelince düşündeki tüm yıldızlar yalpalayıp, söndü.   Güneş’in küskünlüğü insanoğlununkine benzemiyor, bir anda zift dökülmüş yola çeviriyor havayı, dedi Gökçe. Sanki içimizin karası bize yetmiyor da, o da çöreklendi ruhumuzun eser miktardaki aydınlığına diye söylendi.   Ulu orta ağlamayı bilmez, dert anlatmayı sevmezdi. Rast geldiği herkesi dinler, elinden gelse susmak için, dünyanın kendi ekseninde dönerken çıkardığı uğultuya bile kulak verirdi. Ruhunun dinginliği bakışına yansımış, insana huzur veren zarif bir hali vardı. Celal ile gelenlere Cemal’i anımsatmak, onun bilmeden yaptıklarındandı. İstemeyi bilmez, nefesini bile alıp verirken havayı incitmezdi. Riyanın prim yaptığı âlemde, içinde gösteriş bulunmayan iyilikler için yaratıldığına inanır, “En küçük yardımı bile…” esirgeyen olmaktan korkardı.   Oysa bugün, sağanak yağmurda, dolu tanelerinin vurduğu ağaç dallarına benziyordu yüreği, tamamen parçalandı dese abartmış olurdu ama eskisi gibi olmadığı kesindi. Benim yaramı sarar mısın demeye utanan her insan gibi, kendi yarasına şifa olur umuduyla, Rüya’nın derdine derman olabilmenin yollarını arıyordu. Belki de sele kapılarak nehrin ortasında kala kalmış bir ağaç gövdesi gibiydi Gökçe, kendini korumaktan aciz bedeni suda savrulan çalı çırpının sığınağı olmalıydı.   Sanki yapmam dediğim her şeyi yapmak, kınadığımı yaşamak için doğmuşum, dedi Rüya’ya, gözlerini ilk kez tanımadığı bir evin penceresinden içeriye doğru davetsizce gönderirken. Saydam bir güzelliği olduğu için çayı cam bardakta sunan, bulanık suyu görülmesin ama acı tadından da kimse mahrum kalmasın diye kahveyi fincana koyan çaycılar kadar kusur kapatıcı olsa insanlar, diye ekledi.   Gökçe, yüreğimin ortasında yumruk büyüklüğünde bir yangın var, kalbimin sınırlarını çizebilirim kâğıda, girip çıkan damarların çaplarını hissettiğim ateşten biliyorum. Kalp kapakçıklarım açılıp kapanırken kızgın demir gibi dağlıyor yüreğimi, etimin kokusunu alıyorum, yaşadığım acının şeklini şemailini bilmek, ne yazık ki varlığını........

© İnsaniyet