Çanakkale Zaferi ve Ruhu
18 Mart 1915; İslam’ın son kalesi Osmanlı’ya saldıran “yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi” vahşi dünyanın, haçın hilâl karşısında Çanakkale’de denizde hüsrana uğradığı, “medeniyyet denilen kahpe”nin maskesinin yırtıldığı tarihtir.
18 Mart; lise ve üniversite öğrencilerinin hiç tereddüt etmeden Allah, vatan, bayrak, din ve namus için cihada gidip Çanakkale’de şehadet şerbetini içerek ölümsüzleştikleri zafer günüdür. Tek başına 276 kiloluk bir top mermisini “bismillah” diyerek tek başına kaldıran ve topun namlusuna süren 48 kiloluk yiğit Seyit Onbaşı’nın İngiliz savaş gemisini batırmasının destansı günüdür 18 Mart. Bu tarih, 63 kişiyle üç bin kişilik İngiliz çıkartmasını önleyen Yahya Çavuş’ların kahramanlığının ölümsüzleştiği zamandır.
18 Mart; “öleceğini bildiği halde ölümü küçümseyerek ve Allah’ına, onun cennetine kavuşmak arzusu ile nefsini feda ederek…” düşman üzerine atılan Mehmetçiğin “Çanakkale geçilmez.” sözünü tarihin altın sayfalarına yazdırdığı şanlı gündür. Çanakkale de annesinin Allah, din, namus, vatan, bayrak, hilâl uğruna kurban olsun diye saçına kına yakarak Peygamber Ocağı’na gönderdiği Kınalı Ali’lerin -kınalı kuzuların- gözünü kırpmadan şehit olduğu yerdir.
Hakkınızı helâl eyleyin ey bizlere özgürlüğü, istiklâli ve istikbali veren kutlu yiğitler! Bağrında şanlı bir destan yazdığınız Çanakkale’de şahadet kanı kokuyor, onur kokuyor, gaza ve şahadet kokuyor her yer. “Çanakkale ruhu” kokuyor vatanın her karış toprağında mis gibi. Bizi tek bir millet yapan millî ruhumuz diriliyor her yerde. Ey “hilâl uğruna” kefensiz yatanlar, “kanı Tevhid’i kurtaran Bedr’in aslanları” gibi şanlı şehitler, “ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker”, ey adını Hz. Muhammet’ten alan yiğit Mehmetçik; bizlere hakkınızı helal ediniz!
Bu toprakları bin yıldır vatan kılan, Çanakkale ruhudur. Yani Diyarbakırlı Kürt Ahmet, Şamlı Arap Muhammed ve Üsküplü Mehmet ile Konyalı Türk Mehmet’in, Samsunlu Hasan’ın, Sivaslı Ali’nin ve Tokatlı İsmail dedemin Çanakkale’de “hilâl uğruna” birlikte savaşıp birlikte şehit olmalarını sağlayan sonsuz imandır bu ruh.
Ey, Çanakkale Zaferi’nin ölümsüz şehitleri, yiğit gazileri! Bugün okunuyorsa ezan, dalgalanıyorsa bayrak, koşuyorsa çocuklar, uçurtmalar uçurabiliyorsa gökte mutlulukla, kartopu oynayabiliyorsa huzurla, istikbale güvenle bakabiliyorsak önce Allah’ın nusreti, sonra da sizin sayenizdedir. Bugün biz bu toprakların üstünde korkmadan nefes alıp yürüyebiliyorsak, güven içinde bayrağımızı dalgalandırıp İstiklâl Marşımızı söyleyebiliyorsak hilâl uğruna can verenler sayesindedir.
Galatasaray Lisesinin, Vefa Lisesinin, Çapa Erkek Öğretmen Okulunun, Balıkesir Lisesinin, Sivas Lisesinin, Edirne Lisesinin, Trabzon Lisesinin, Erzurum Lisesinin, Kayseri Lisesinin ve Konya Gazi Lisesi’nin Çanakkale Savaşı’na katılan ve şehit düşen öğrencileri sebebiyle mezun veremediğini unutmadık biz.
Tarihin en kanlı ve şanlı direnişinin olduğu yerlerden biri olan Çanakkale Savaşı’na gönüllü olarak gitmek üzere başvuran İstanbul Lisesinde Çanakkale Zaferi’nden sonra yapılan yoklamada şehitlerin ismi okunduğunda kalan öğrencilerin “Şehit… Cennet-i Âlâ’da!” diye hüzün ve onurla haykırmalarını unutmadık biz.
17 yaşındaki öğrencilerini cepheye gönderen Sivas Lisesinde öğrencilerin okuldan ayrılırken hocalarına hitaben tahtalara: “Hocam, biz Çanakkale’ye gidiyoruz. Hakkınızı helal edin!” diye yazmalarını da hiç unutmayacağız.
“Çanakkale içinde vurdular beni!” ağıtını unutmayacağız biz. Sıcacık evlerimizde televizyon başında “Hey on beşli on beşli/ Tokat yolları taşlı.” türküsünü yüreğimiz sızlayarak dinlerken de biz “Asım’ın nesli” olarak sizleri unutmayacağız.
Bastığımız yerleri “toprak diyerek” geçmeyeceğiz biz. Altımızdaki “binlerce kefensiz yatan”ı düşünerek büyük bir şuurla geleceğin Türkiye’sini inşa edeceğiz. Şehit oğlu olarak sizleri incitmeyeceğiz, emanetinizi koruyacağız ey dedelerimiz! “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”; imanımızı, istiklâlimizi, İslam davamızı, vatan ve hürriyet sevdamızı, özgürlük ateşimizi, kardeşlik bilincimizi, kızıl elmamızı söndüremeyecek asla.
“Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.”
Çanakkale’yi Çanakkale yapan ruhu asla öldürmeyeceğiz “ey şehid oğlu şehit” dedelerim, ninelerim! Bize zincir vurmak isteyen çılgınlara karşı “kükremiş sel gibi” bendimizi çiğneyip aşacağız. “Masum Anadolu’nun sâf çocuğu Sakarya” olarak, “milleti alçakça vuran darbelere”, “onlara alkış dağıtan kahpelere” karşı “Çanakkale ruhu”muzla; din, vatan, bayrak, namus, istiklal ve tevhit aşkıyla hep birlikte mücadele vereceğiz. Eğer Allah, vatan ve millet düşmanı “dâhili ve harici bedhahlar” ezanımıza, bayrağımıza, dinimize, vatanımıza, onurumuza, namusumuza dokunacak olursa, “mabedimin göğsüne namahrem eli” değerse canımızla, kanımızın damlasına kadar cihat edeceğiz yine. Hem de “gençliğim eyvah!” demeden.
Naaşı tarihe ve asırlara sığmayacak olup Peygamber Efendimizin (sav) cennette kucağını açıp beklediği mübarek 253 bin şehidimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Ruhlarına 253 bin defa Fatiha…
1966 yılında Samsun/ Terme’de doğdu. İlk ve ortaokulla liseyi Terme’de okudu. 1988’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nden “Peyami Safa’nın Yalnızız Romanı Üzerine Bir İnceleme” adlı lisans teziyle mezun oldu. 1989 yılında İstanbul/ Kartal Anadolu Lisesi’nde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak öğretmenlik mesleğine başlayan Ahmet Sezgin, çeşitli liselerde görev yaptı. Askerlik hizmetine Ankara/ Polatlı Topçu ve Füze Okulunda asteğmen öğrenci olarak başlayan Ahmet Sezgin, bu görevini Millî Eğitim’de asteğmen öğretmen unvanıyla tamamladı. Birçok dershanede öğretmenlik ve yöneticilik yapan Şair-Yazar Ahmet Sezgin, hâlen Terme’de Temel Kır Kız Anadolu İmam-Hatip Lisesinde görev yapmakta; çeşitli okul ve kurumlarda eğitim ve kültür alanında seminerler verip imza günü ve söyleşilerde bulunmaktadır. Ahmet Sezgin, 1987-1988 yılları arasında bir grup üniversiteli arkadaşıyla “Mesaj” isimli bir kültür-edebiyat dergisi çıkardı. Deneme, inceleme, biyografi, anı, hikâye ve şiirleri Güneysu, Mavera, Türk Edebiyatı, İslamî Edebiyat, Kırağı, Kültür Dünyası, Çınar, Ay Vakti, Yedi İklim, Yolcu, Berceste, Bir Nokta, Arkesanat, Samsun Kültür Sanat, Tüm Şehir, Dört Mevsim Edebiyat, Bilgi Pınarı gibi dergilerle birçok ulusal gazetede yayımlandı. Eğitimci-Şair-Yazar Ahmet Sezgin’in yayımlanmış eserleri şunlardır: “Türk Edebiyatında Ölüm Şiirleri Antolojisi” (Cengiz Yalçın ile, Ünlem Yay, İstanbul, 1993), “Güllerimi Ver Anne” (Şiir, Etüt Yay, Samsun, 1999, 2007), “Termeli Yazarlar ve Şairler Ansiklopedisi” (Biyografi, Samsun, 2012), “Aşk Medeniyetine Yolculuk” (Deneme, Etüt Yay., Samsun, 2014, 2017, 2019), “Kırk Yazardan Kırk Hikâye” (Etüt Yay., Samsun, 2020), “Ortaokullar İçin Hikâye Seçkisi” (Etüt Yay., Samsun, 2020), “Türkçenin Feryadı ve Dil Davamız” (Derleme, Etüt Yay., Samsun 2020), “Hüzün Yağmurları” (Şiir, Klaros Yayınları, Ankara, 2020) Türkiye Yazarlar Birliği üyesi Ahmet Sezgin, evli olup iki çocuk babasıdır.
