menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nevzat Çiçek İHD Türkiye-PKK Barış Süreci İzleme Raporu'nda atılması gereken adımlar

46 0
12.07.2026

11 Temmuz'da Diyarbakır'dayım. Geçen yıl bu tarihlerde Süleymaniye'de silah yakma törenini izliyordum.

Abdullah Öcalan'ın çağrısının ardından, aralarında KCK Eş Başkanı Bese Hozat'ın da bulunduğu 30 örgüt mensubunun, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin Süleymaniye kentine bağlı Dukan ilçesinde bulunan Casene Mağarası'nda gerçekleştirdiği silah yakma töreni dün (11 Temmuz 2025) yapılmıştı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ile Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu tarafından düzenlenen "Türkiye'de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri: Zorluklar, İmkânlar, Beklentiler ve Sonuçlar" konferansı, Ali Emiri Toplantı Salonu'nda gerçekleştirildi.

Konferansa, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Serra Bucak ve Doğan Hatun, İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, milletvekilleri, Sinn Féin Yasama Meclisi Üyesi Gerry Kelly, siyasetçi ve eski FARC-EP komutanı Victoria Sandino, EH Bildu Uluslararası İlişkiler ve Politika Sorumlusu Igor Zulaika Zurimendi ile 30 yıl cezaevinde kalan Muhittin Altun konuşmacı olarak katıldı.

Bu konferansa ayrıntılı olarak başka bir yazıda değineceğim. Ancak 2 gün önce İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi'nin, Diyarbakır Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu'nda düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştığı "Türkiye-PKK Barış Süreci İzleme Raporu" bence son derece önemli ve cesur.

İHD Eş Genel Başkanları Oya Ersoy ve Cihan Aydın ile Diyarbakır Şube Eş Başkanı ve MYK Üyesi Ercan Yılmaz tarafından Diyarbakır'da açıklanan rapor, sesi çıkmayan sivil toplumun duruşu açısından değerli. Akademisyen Dr. Cuma Çiçek'e hazırlatılan rapor oldukça kapsamlı.

Rapor, Avrupa Birliği'nin (AB) finansal desteğiyle İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından yürütülen "Cezasızlıkla Mücadele İçin Sivil Toplumun Güçlendirilmesi Projesi" kapsamında hazırlanmış.

Yöntem olarak kamuya açık kaynaklar esas alınmış.

• Kamuya açık resmî açıklamalar, • Siyasi aktörlerin beyanları, • Meclis tartışmaları, • İnsan hakları örgütlerinin açıklamaları, • Yerel ve ulusal basın kaynakları, • Uluslararası insan hakları standartları kaynaklarına başvurulmuş.  

Raporu hazırlayan İnsan Hakları Derneği, 11 Temmuz 2025 tarihinde gerçekleştirilen sembolik silah yakma törenini yerinde izleyen ve yakılan silahlara ilişkin envanteri doğrudan teslim alan kurum olarak yalnızca gözlemci değil, aynı zamanda sürecin şeffaflığına ve toplumsal güvenin inşasına katkı sunma sorumluluğunu da üstlendiğini belirtiyor.

İHD raporu, barış sürecinin başlangıcı olarak kabul edilen 1 Ekim 2024 ile 1 Temmuz 2026 tarihleri arasında yaşanan gelişmeleri kronolojik bir yaklaşımla ele almaktadır.  

Cuma Çiçek: Çerçeve yasa net bir tabloyu görmemizi sağlayacak

Raporu hazırlayan, bu tür meselelerdeki çalışmalarıyla tanıdığımız Dr. Cuma Çiçek, rapor hakkında Independent Türkçe'ye şu değerlendirmede bulundu:

1 Ekim 2024 tarihinden bu yana geçen 21 aya odaklanan İzleme Raporu'nun ortaya çıkardığı en önemli sonuç, çatışma çözümü ve barış ile demokratikleşme süreci arasındaki ayrışmadır. Bir yandan 40 yılı aşan çatışmaları kalıcı olarak geride bırakmaya yönelik önemli mesafeler alındı, kritik eşikler aşıldı. Ancak bu, hak ve hukuk alanının genişlemesini getirmedi. Aksine bu alanda dikkate değer bir gerileme yaşandı. Bu konuda siyasi ve hukuki düzenlemeler, önümüzde duran en önemli eşik olarak öne çıkıyor. İkinci olarak, İzleme Raporu normatif olarak farklılaşan, hatta çatışan 2 farklı hikâyenin olduğunu ve bu 2 hikâyenin geçen 21 aya rağmen yakınsamadığını teyit ediyor. 'Terörsüz Türkiye Süreci' ve "Barış ve Demokratik Toplum Süreci', bu 2 hikâyeyi sembolize eden adlandırmalar. Her 2 hikâyenin meseleye dair kurduğu anlatılar, inşa ettiği çerçeveler ve sunduğu gelecek ufukları çok farklı. Süreç içerisinde bu 2 hikâye orta yolda buluşabilirdi, ancak bu da başarılamadı. Şubat 2026 tarihinden bu yana sürecin duraklamasında bunun da etkili olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda, sürecin bir yönüyle yeni başladığını söylemek mümkün. Çerçeve yasa muhtemelen bundan sonrasına dair daha net bir tabloyu görmemizi sağlayacaktır.  

1 Ekim 2024 tarihinden bu yana geçen 21 aya odaklanan İzleme Raporu'nun ortaya çıkardığı en önemli sonuç, çatışma çözümü ve barış ile demokratikleşme süreci arasındaki ayrışmadır. Bir yandan 40 yılı aşan çatışmaları kalıcı olarak geride bırakmaya yönelik önemli mesafeler alındı, kritik eşikler aşıldı. Ancak bu, hak ve hukuk alanının genişlemesini getirmedi. Aksine bu alanda dikkate değer bir gerileme yaşandı. Bu konuda siyasi ve hukuki düzenlemeler, önümüzde duran en önemli eşik olarak öne çıkıyor.

İkinci olarak, İzleme Raporu normatif olarak farklılaşan, hatta çatışan 2 farklı hikâyenin olduğunu ve bu 2 hikâyenin geçen 21 aya rağmen yakınsamadığını teyit ediyor. 'Terörsüz Türkiye Süreci' ve "Barış ve Demokratik Toplum Süreci', bu 2 hikâyeyi sembolize eden adlandırmalar. Her 2 hikâyenin meseleye dair kurduğu anlatılar, inşa ettiği çerçeveler ve sunduğu gelecek ufukları çok farklı. Süreç içerisinde bu 2 hikâye orta yolda buluşabilirdi, ancak bu da başarılamadı. Şubat 2026 tarihinden bu yana sürecin duraklamasında bunun da etkili olduğunu düşünüyorum.

Bu anlamda, sürecin bir yönüyle yeni başladığını söylemek mümkün. Çerçeve yasa muhtemelen bundan sonrasına dair daha net bir tabloyu görmemizi sağlayacaktır.  

Kendi ifadeleriyle İHD'nin bu raporu neden hazırladığı ise şöyle belirtiliyor:

Raporu neden hazırladık? İHD olarak bu izleme raporunu 3 temel gerekçeyle hazırladık. Birincisi ve en önemlisi, sürecin mimarisinde tarif edilmiş bağımsız bir izleme mekanizması bulunmamaktadır. Dünyadaki çatışma sonlandırma ve barış inşası deneyimlerinde genellikle 3. taraflardan oluşan yerel ve uluslararası aktörlerin katılımıyla izleme mekanizmaları kurulur. Bu mekanizmalar, tarafların doğrudan denetimi dışında bilgi üretilmesini sağlayarak kamuoyunu bilgilendirir ve tarafların uzlaşıya sadık kalması yönünde baskı oluşturur. Türkiye-PKK sürecinde böyle bir yapı kurulmadığı için İHD, bu boşluğu doldurma sorumluluğunu üstlenmiştir. İkincisi, İHD kuruluşundan bu yana Kürt çatışmasının sonlandırılmasını 'barış hakkı' çerçevesinde izlemektedir. 1994'ten bu yana 'Türkiye İnsan Hakları İhlalleri Bilançosu', 1997'den bu yana 'Türkiye İnsan Hakları İhlalleri' raporlarını ve 1998'den bu yana 500'e yakın tematik özel raporu kamuoyuyla paylaşmıştır. Bu birikim, İHD'yi hem Türkiye'de hem de uluslararası alanda konunun referans kaynağı hâline getirmiştir. Üçüncüsü, İHD 11 Temmuz 2025'teki silah yakma törenine bizzat katılmış, yakılan silahların envanterini elden teslim almıştır. Bu doğrudan tanıklık, İHD'ye hem etik hem de politik bir sorumluluk yüklemiştir. Elinizdeki izleme raporu da bu sorumluluğun bir sonucudur. İHD, bu raporla sürecin yalnızca silahsızlanma boyutunu değil; hukukun üstünlüğü, demokratik katılım, ifade özgürlüğü, siyasi temsil hakkı, cezaevi koşulları, ayrımcılığın önlenmesi ve geçmiş ihlallerle yüzleşme gibi barış inşasının tüm bileşenlerini bir bütün olarak değerlendirmeyi hedeflemiştir. Amaç, hem sürecin kazanımlarını hem de riskleri görünür kılarak tarihî bir fırsatın heba edilmesini önlemektir.  

Raporu neden hazırladık?

İHD olarak bu izleme raporunu 3 temel gerekçeyle hazırladık.

Birincisi ve en önemlisi, sürecin mimarisinde tarif edilmiş bağımsız bir izleme mekanizması bulunmamaktadır. Dünyadaki çatışma sonlandırma ve barış inşası deneyimlerinde genellikle 3. taraflardan oluşan yerel ve uluslararası aktörlerin katılımıyla izleme mekanizmaları kurulur. Bu mekanizmalar, tarafların doğrudan denetimi dışında bilgi üretilmesini sağlayarak kamuoyunu bilgilendirir ve tarafların uzlaşıya sadık kalması yönünde baskı oluşturur. Türkiye-PKK sürecinde böyle bir yapı kurulmadığı için İHD, bu boşluğu doldurma sorumluluğunu üstlenmiştir.

İkincisi, İHD kuruluşundan bu yana Kürt çatışmasının sonlandırılmasını 'barış hakkı' çerçevesinde izlemektedir. 1994'ten bu yana 'Türkiye İnsan Hakları İhlalleri Bilançosu', 1997'den bu yana 'Türkiye İnsan Hakları İhlalleri' raporlarını ve 1998'den bu yana 500'e yakın tematik özel raporu kamuoyuyla paylaşmıştır. Bu birikim, İHD'yi hem Türkiye'de hem de uluslararası alanda konunun referans kaynağı hâline getirmiştir.

Üçüncüsü, İHD 11 Temmuz 2025'teki silah yakma törenine bizzat katılmış, yakılan silahların envanterini elden teslim almıştır. Bu doğrudan tanıklık, İHD'ye hem etik hem de politik bir sorumluluk yüklemiştir. Elinizdeki izleme raporu da bu sorumluluğun bir sonucudur.

İHD, bu raporla sürecin yalnızca silahsızlanma boyutunu değil; hukukun üstünlüğü, demokratik katılım, ifade özgürlüğü, siyasi temsil hakkı, cezaevi koşulları, ayrımcılığın önlenmesi ve geçmiş ihlallerle yüzleşme gibi barış inşasının tüm bileşenlerini bir bütün olarak değerlendirmeyi hedeflemiştir. Amaç, hem sürecin kazanımlarını hem de riskleri görünür kılarak tarihî bir fırsatın heba edilmesini önlemektir.  

İHD raporunda temel çıkarımlar şöyle sıralanıyor:

Geri dönülmez eşikler aşılmıştır; ancak bu kazanım henüz kalıcı bir siyasi barışa dönüşmemiştir. PKK'nin fesih kararı ve silah yakma töreni, 40 yılı aşan çatışmalı dönemi fiilen sonlandıran tarihsel bir eşiktir. Ancak uluslararası deneyimler, silahların susmasının barış için gerekli fakat tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Süreç, ikili ve çelişkili bir ilerleme biçimi sergilemiştir. Bir yanda güçlü bir siyasi irade ortaya konurken, öte yanda kayyım uygulamaları, yargı operasyonları ve ifade/toplanma özgürlüğü kısıtlamaları sürmüştür. Süreç, bir güven ikilemi içinde duraklama noktasına gelmiştir. İktidar bloğu ile Kürt siyasi hareketi arasındaki 'önce silahsızlanma teyidi' ile 'eş zamanlı reform' talepleri arasındaki sıralama uyuşmazlığı, oyun teorisindeki 'mahkûmun ikilemi' örüntüsüne benzer biçimde süreci aylarca bir 'bekleme odasında' tutmuştur. Meclis Komisyonu değerli bir kurumsallaştırma çabasıdır, ancak bağlayıcı sonuç üretme kapasitesinden yoksundur. Ortak rapor, somut bir çözüm metni değil, mevcut siyasi pozisyonların sistematik bir envanteridir. Toplumsal beklentiler ve temsil boşlukları, kritik bir kırılganlık alanı oluşturmaktadır. Kadın hareketlerinin, diasporanın, yerel yöneticilerin ve örgütsüz bireylerin sürece yeterince dâhil edilmemiş olması, barış inşasının gerektirdiği kapsayıcılıktan uzak bir tabloya işaret etmektedir. İzleme ve doğrulama mekanizmalarının yokluğu, şeffaflığı ve güvenilirliği zayıflatmaktadır. Bağımsız bir izleme yapısının kurulmamış olması, kamuoyunda spekülasyonu artırmakta ve mevcut tıkanıklıkların aşılmasını zorlaştırmaktadır. Jeopolitik bağlam, sürecin iç........

© Independent Türkçe