menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Emeklilikte mecburî çalışmaya takılanlar!

15 0
18.05.2026

İş tanımını bilmiyorum, o işi geliştirmek için ne kadar emek harcadığını da… Sosyal güvenlik sistemini, özellikle de emeklilikte yaşa takılanların (EYT) cumhurbaşkanının imzasıyla emeklilik hakkına kavuşmasını, sert biçimde eleştirmesinin ise oldukça yürekli bir çıkış olduğunu düşünüyorum! Bir yetkili değil, bir sosyal güvenlik uzmanı da değil ama olsun, bir yurttaş olarak ifade özgürlüğüne sahip biri Bilal Erdoğan. Ve demeye getiriyor ki; bu sosyal güvenlik sistemi sorunlu… Ancak, sosyal güvenlik sisteminin bugüne kadar iktidara gelmiş merkez partiler ve sonrasında da AK Parti hükûmetlerinin hem sermaye yanlısı yaklaşımlarıyla hem de seçim arifelerinde emeklilerin oyunu almak için hesapsız kitapsız seçim rüşvetleriyle berbat edildiğine değinmiyor. Yine AK Parti hükûmetlerinin bugüne kadar uyguladığı ‘orta gelir grubunu dar gelir grubuyla yoksullukta birleştir’ stratejisini de pas geçiyor. Ve yine ilgili bakanların, emeklilerin Türkiye ekonomisine yük olduğuna yönelik halk düşmanı açıklamalarını da görmezden geliyor. Yaptığı saptamada bir gerçeklik varsa, o da 40 yaşında emekli olmanın ekonomik gerçeklerle uyuşmadığı, ki bu durum sosyal güvenlik sisteminin yapısal sorunlarından sadece bir tanesi…

SAĞ POPÜLİST SİYASETİN OLMAZSA OLMAZ SONUCU

Gerçeklik ise; bugün emeklilerin neredeyse yüzde 90’ının açlıkla ve yoksunlukla yaşam mücadelesi vermesinin tek sorumlusunun bu neoliberal ve aynı zamanda beceriksiz AK Parti hükûmetleri ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi (CHS) olduğu… Türkiye’de emeklilik demek artık yoksulluk demek… ‘Türkiye’de Emekli Yoksulluğu’ araştırması, durumunun vehametini ortaya koyuyor. Friedrich Ebert Stiftung (FES) Türkiye Temsilciliği tarafından desteklenen, içeriği Verita Analitik ile Forum Enstitüsü’nün işbirliğiyle hazırlanan araştırmanın vardığı en önemli sonuç; asıl meselenin, emekli aylığının tek başına yaşamı sürdürmeye yetecek bir gelir olmaktan çıkarken, eşzamanlı olarak barınma, gıda, enerji, ulaşım ve sağlık gibi temel kalemlerin giderek daha büyük bir maliyet baskısı üretmesi… Emekli aylığı, giderek bir ‘ana gelir’ olmaktan çıkıyor, başka gelirlerle tamamlanmadığı sürece işlevsizleşiyor. Geçmişte emeklilik elde edilmiş göreli bir güvenlik anlamına gelirken, bugün tek başına yaşamı sürdürmeye yetmeyen, başka gelirlerle, aile dayanışmasıyla ya da emeklilik sonrası çalışmayla desteklenmesi gereken bir gelir kalemi.

Araştırmanın önemli bir saptaması ise, emekli yoksulluğunun, carî aylık düzeyleri üzerinden ele alınarak açıklanamayacağı… Sorun, üç sürecin kesişiminde ortaya çıkıyor. Birincisi; Türkiye artık genç nüfuslu bir ülke olmaktan çıkıp bir demografik yaşlanma evresine girmiş bulunuyor. Çalışma çağındaki her 100 kişiye 16.2 yaşlı düşüyor. Bu veri, yaşlı nüfusun artık istisnaî değil, sosyal politika mimarîsini belirleyen ana demografik eksenlerden biri haline geldiğinin göstergesi.

ASGARÎ ÜCRETİN YÜZDE 36 ÜZERİNDEYKEN SON YILLARDA ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA…

İkincisi; bu demografik dönüşüm, emeklilik gelirlerini koruyacak güçlü bir refah genişlemesiyle değil; tam tersine, sosyal güvenlikte parametrik daralma, emek piyasasında güvencesizleşme ve yüksek enflasyonla şekillenen bir dönemde yaşanıyor. DİSK-AR’ın 2025 raporu, 5510 sayılı Kanun sonrasında aylık bağlama oranlarının, güncelleme katsayısının ve alt sınır mekanizmalarının emekliler aleyhine yeniden düzenlendiğini; bunun sonucunda emekli aylıklarının hem asgarî ücret hem de kişi başına gelir karşısında sistematik biçimde gerilediğini gözler önüne seriyor. Rapora göre, 2003’te ortalama emekli aylığı, asgarî ücretin yüzde 36 üzerindeyken, 2025’te bu ilişki tersine dönmüş ve ortalama aylık asgari ücretin altına düşmüş. Aynı rapor, emekli aylığı ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH’ye oranının AB-27 ortalamasında yüzde 9.8’ken, Türkiye’de yüzde 3.7’ye gerilediğini; ortalama emekli aylığının kişi başına........

© İlke TV