Kavşaktaki Başûr
2026 yazında Irak Federe Kürdistan Bölgesi (Başûr), kendi tarihinin en yoğun dış basınç dönemlerinden birini, iç siyasetinin en uzun felç dönemlerinden biriyle aynı anda yaşıyor. Dört dinamik aynı anda Hewlêr’in üzerinden geçiyor: Şubat sonunda başlayan ve ateşkes ile yeniden tırmanma sarmalında ilerleyen ABD/İsrail-İran savaşı; Türkiye’de PKK’nin feshi ve silah bırakmasına ilişkin çerçeve yasanın TBMM gündemine geldiği “süreç”; Rojava’da DSG ile Şam arasındaki entegrasyon anlaşmasının belirsiz uygulaması; ve Bağdat’ta Kasım 2025 seçimleri sonrası kurulan Ali Zeydi hükümetiyle yeniden tanımlanan federal denklem. Bu dört dinamiğin her biri tek başına Başûr’un konumunu değiştirebilecek ağırlıkta. Birlikte ise, bölgesel yönetimin kuruluşundan bu yana taşıdığı temel gerilimi çıplaklaştırıyorlar: Başûr, Kürt siyasal alanının kurumsallaşmış tek statüsü olarak bir merkez mi olacak, yoksa büyük güç rekabetinin geçiş sahası ve vekil coğrafyası olarak mı konumlanacak?
Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca Hewlêr’deki karar alıcıların iradesine bağlı değil. Ancak bu iradenin bugünkü hali, sorunun ağırlığıyla ters orantılı bir tablo sunuyor.
İçerideki felç: Statünün altını oyan hükümetsizlik
Başûr’un dış konumunu tartışmadan önce içerideki krizin boyutunu kaydetmek gerekiyor, çünkü dışarıdaki her denklem bu iç zafiyet üzerinden işliyor. 20 Ekim 2024 parlamento seçimlerinin üzerinden yaklaşık yirmi bir ay geçmesine rağmen onuncu kabine kurulamadı. Parlamento, Aralık 2024’teki yemin töreninden bu yana fiilen toplanamıyor; başkanlık divanı ve komisyonlar oluşturulamadı. Rûdaw’ın aktardığına göre, mesai yapmayan milletvekillerine bu sürede 10 milyar dinardan fazla maaş ödendi.[1] KDP kanadı tıkanıklığı KYB’nin kabineyi Irak cumhurbaşkanlığı ve federal hükümet pazarlığına rehin tutma stratejisine bağlarken, Kubad Talabani Haziran ayında Süleymaniye’de “bir buçuk yılı aşkın süredir hükümet kuramamaktan utanç duyuyorum” diyerek krizin uluslararası imaj maliyetini açıkça itiraf etti.[2] Başsavcılığın Temmuz sonunda parlamentonun aktifleştirilmesi ve hükümetin kurulması için yaptığı çağrı, kurumsal çürümenin yargı organlarını dahi harekete geçirdiğini gösteriyor.[3]
Bu felcin anlamı teknik değil, yapısaldır. Başûr’un bölgesel ve uluslararası aktörler nezdindeki temel sermayesi, dört parça içindeki tek anayasal statü olmasıdır. Statünün kurumları işlemediğinde bu sermaye erir; Hewlêr ve Süleymaniye iki ayrı güvenlik, ekonomi ve dış politika alanı olarak davranmaya devam ettiğinde ise muhataplar tek bir Başûr yerine iki parti-devletiyle pazarlık eder. İran savaşı boyunca Tahran’ın Süleymaniye ile Hewlêr’e farklı basınç kanalları kullanması, Ankara’nın Kalın turunda KDP ve KYB ile ayrı ayrı masaya oturması, Washington’ın Trump üzerinden Mesud Barzani ve Bafel Talabani’yi ayrı telefon diplomasisiyle muhatap alması, bu iki başlılığın artık dış politikanın veri kabul edilen zemini haline geldiğini gösteriyor. Bölgesel kararların eşzamanlı dayattığı bir konjonktürde ortak tutum üretilemeyişi, Başûr’u dış gelişmelerin öznesi olmaktan çıkarıp bu gelişmelerin uygulandığı bir alana dönüştürme riskini taşıyor.
Bağdat ekseni: Yeni hükümet, eski denklem
Kasım 2025 federal seçimlerinin ardından Mayıs 2026’da güvenoyu alan Zeydi kabinesi, Erbil-Bağdat ilişkilerinde hem fırsat hem risk üretiyor. ORSAM’ın değerlendirmesinin de işaret ettiği gibi, savaşın yarattığı güvenlik ve ekonomik basınç Bağdat’ın Hewlêr’i tümüyle karşısına almasını zorlaştırıyor; petrol ihracatının kesintisiz sürmesine duyulan ihtiyaç, federal merkezi Kürt tarafıyla pragmatik bir modus vivendi’ye itiyor.[4] Mesrur Barzani’nin Temmuz sonunda dile getirdiği “Bağdat yakıta milyarlar harcarken bize pay vermiyor” serzenişi ve Kürt temsilcilerin Bağdat’taki 140 bin varillik benzin talebi, ilişkinin gündelik zemininin hâlâ kaynak paylaşımı kavgası olduğunu hatırlatıyor.
Daha derindeki mesele ise Madde 140 coğrafyasında sessizce ilerleyen demografik mühendisliktir. Kürdistan Bölgesi Dışındaki Kürt Bölgeleri Kurulu’nun Mayıs ayında hükümete sunduğu rapor, Bakanlar Kurulu’nun 250 sayılı kararıyla savunma personeli için inşa edilen konutların tartışmalı bölgelerin demografik yapısını Kürtler ve Türkmenler aleyhine değiştirdiğini, bunun açık bir anayasa ihlali olduğunu kaydediyor. Aynı rapor, bu hak gasplarının bir nedeninin de Kürt siyasi güçlerinin Bağdat’taki parçalı duruşu olduğunu söyleyerek topu yeniden Kürt iç siyasetine atıyor.[5] Zeydi kabinesinin hükümet programında Madde 140’a dair taahhüt bulunmaması, Kerkük ve çevresinde 2003 sonrasının en kritik dosyasının yeni dönemde de askıda kalacağına işaret ediyor. Burada mesele hukuki bir madde tartışmasının ötesindedir: Tartışmalı bölgeler, Kürt mekânının devlet eliyle yeniden düzenlendiği, iskân ve altyapı politikalarının etnik coğrafyayı dönüştürmenin aracı olarak kullanıldığı bir laboratuvar işlevi görmeye devam ediyor.
Ekonomi ve enerji: Rantiye kırılganlığın jeopolitikleşmesi
Ekonomik cephede 2025-2026 dönemi, iki buçuk yıllık kesintinin ardından petrol ihracatının Eylül 2025’te ABD arabuluculuğuyla Ceyhan üzerinden yeniden başlamasıyla açıldı. Sekiz uluslararası şirketin (HKN, WesternZagros, Hunt, Gulf Keystone, Shamaran ve diğerleri) Bağdat ve Hewlêr ile imzaladığı geçici çerçeve, üretimin SOMO üzerinden pazarlanmasını ve şirketlere escrow hesabı üzerinden ödeme yapılmasını öngörüyor; en büyük üretici DNO’nunsisteme girmeyi reddetmesi ise borç meselesinin çözülmediğini gösteriyor.[6] Mart 2026’da, savaşın Basra üzerindeki ihracatı vurduğu koşullarda, Kerkük petrolünün de Ceyhan’a akıtılması kararı, kuzey hattını Irak’ın stratejik sigortasına dönüştürdü.[7] Temmuz itibarıyla Bağdat ile Ankara’nın Ceyhan üzerinden on iki aylık yeni bir akış anlaşmasına yaklaştığı, HKN’nin bu kez Kürdistan Bölgesi dışında, Hamrin sahasında federal Kuzey Petrol Şirketi’yle sözleşme imzaladığı bildiriliyor.[8]
Bu tablo üç şey söylüyor. Birincisi, Başûr ekonomisinin rantiye karakteri değişmedi; maaş krizi hâlâ toplumsal meşruiyetin temel yarası ve Bağdat’ın elindeki en etkili basınç aracı. İkincisi, ABD enerji şirketlerinin sahaya girişi, Washington’ın Başûr’a angajmanını ticari çıkarla kalıcılaştıran yeni bir katman ekledi; enerji diplomasisi, ABD-Hewlêr ilişkisini askeri iş birliğinin ötesine taşıdı. Üçüncüsü ve en kritiği, enerji altyapısı artık doğrudan savaş hedefi. Savaş boyunca İran destekli milislerin Khor Mor başta olmak üzere gaz ve petrol sahalarına yönelik saldırıları üretimi kesintiye uğrattı; KRG’nin “yasadışı milislerin saldırılarına karşı Bağdat’ın etkili........
