Yeni Parti: Değişen tabela mı değişen siyaset mi?
Bir siyasi hareketin gerçek sınavı, yeni bir isim bulması değildir. Asıl sınav, yeni bir siyasal kültür üretebilmesidir. Çünkü tabelalar değişebilir; logolar değişebilir; genel başkanlar değişebilir. Ama siyaset yapma biçimi değişmiyorsa, toplumun gözünde gerçek bir yenilenmeden söz etmek zordur.
Bugün Türkiye’nin önündeki en önemli tartışmalardan biri de budur.
Eğer yeni bir parti kurulacaksa, geride bırakılan nedir?
Yeni olarak inşa edilmek istenen şey nedir?
Bu sorulara verilecek cevap, yalnızca bir partinin değil, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının da yönünü belirleyecektir. Çünkü Türkiye artık yalnızca yeni bir iktidar aramıyor. Yeni bir siyaset arıyor.
Burada ilk paradoks ortaya çıkıyor.
Bir yandan “yeni bir başlangıç” söylemi kuruluyor; diğer yandan geçmişin önemli kadrolarının, alışkanlıklarının ve siyasal reflekslerinin yeni yapıda yer alacağı ifade ediliyor. Elbette siyaset hafızasız yapılamaz; deneyim demokratik siyasetin önemli bir parçasıdır. Ancak deneyim ile alışkanlığı birbirinden ayırmak gerekir.
Toplumun sormaya hakkı olan soru şudur:
Karar alma biçimleri aynıysa…
Parti içi siyaset aynıysa…
Toplumla kurulan ilişki aynıysa…
O zaman değişen yalnızca tabela mı olacaktır?
İşte yeni partinin en büyük sınavı tam da burada başlayacaktır. Geride bırakılan şey ne Cumhuriyet olmalıdır ne demokrasi. Geride bırakılması gereken, Cumhuriyet’i demokratik derinliğiyle buluşturamayan siyasal alışkanlıklardır.
Çünkü Cumhuriyet, yaşayan bir siyasal projedir. Her kuşak onu kendi çağının ihtiyaçlarına göre özgürlük, hukuk, eşit yurttaşlık ve çoğulculuk ilkeleriyle yeniden güçlendirmek zorundadır.
Bu nedenle yeni parti, geçmişini inkâr etmek zorunda değildir. Ama geçmişi eleştirel biçimde değerlendirmek zorundadır.
Her siyasal hareketin taşıdığı tarihsel bagaj vardır. Asıl mesele, o bagajın hangisinin geleceğe taşınacağıdır.
Toplum yerine........
