menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öldüremediğiniz Yılmaz Güney ve susturamadığınız hafızası

21 0
09.09.2026

Yılmaz Güney’in hayatını tek bir kelimeyle anlatmak mümkün değil. Yoksulluk vardı o hayatta, sinema vardı, hapishaneler, başarılar, yasaklar, aşklar, öfke, siyaset, sürgün ve büyük bir üretme tutkusu vardı. Tabii ki çelişkileri de vardı, hüznü de…

Adana’nın yoksul mahallelerinden dünya sinemasının en büyük sahnelerinden birine uzanan bir hayattı bu. Bir yanda Anadolu’nun yoksulluğundan çıkmış bir çocuk, diğer yanda Cannes’da dünyanın alkışladığı bir sinemacı. Bir yanda yıllarını cezaevlerinde geçiren bir mahpus, diğer yanda cezaevinde bile üretmeye devam eden bir yazar ve yönetmen. Bir yanda Türkiye sinemasının en büyük yıldızlarından biri, diğer yanda doğduğu coğrafyanın kimliğini ve hafızasını hayatı boyunca taşıyan bir Kürt. Yılmaz Güney’in hikâyesi belki de tam bu karşıtlıkların içinde büyüdü.

Umut’la (1970) Türkiye sinemasının dilini değiştirdi. Sürü (1979) ile dünyaya ulaştı. Düşman (1980) Berlin’de ödüllendirildi. Yol (1982), Cannes’da Altın Palmiye’ye uzandı. Dünya onu sinemasıyla tanıdı. Onun filmlerinde görülmeyenler görünür oldu. Sınıf ve etnisite onun sinemasında akademik kavramlar değildi. İnsanların hayatına çoktan yazılmış gerçekliklerdi. Umut’taki Cabbar’ın çaresizliğinin, Sürü’de Kürt coğrafyasının ağır koşulları içinde parçalanan bir ailenin, Yol’daki mahkumların arkasında yalnız kişisel felaketler yoktu. Yoksulluk, kimlik, devlet, gelenek, erkeklik ve eşitsizlik vardı…

Güney’in büyük gücü belki de buydu. O insanın kaderiyle coğrafyanın kaderini aynı kadraja sığdırdı. Yoksulu ve kimliği bastırılanı acının nesnesi olmaktan çıkarıp, kendi hikâyesinin öznesi yaptı. Belki de onda asıl affedilmeyen bunlardı. Yılmaz Güney’in kısa ömrü, bütün baskı ve engellemelere rağmen üretmekten ve mücadele etmekten vazgeçmeyen bir sanatçının hikayesidir. Bugün onun sinemasını ve devrimci kimliğini gölgelemeye çalışanlar, aslında hala düşüncelerinden ve duruşundan duydukları korkuyu dile getiriyor. Çünkü Güney’i yok saymak, onun filmlerle açtığı yolu ve toplumun belleğinde bıraktığı izi silmeye yetmiyor.

1990’larda Türkiye’de sürgünlerin dönüşünün ve Kürt meselesinin yeniden kamusal alanda görünür hale gelmesinin yarattığı siyasal iklimde Yılmaz Güney de yeniden gündeme geldi. Fakat sinemasından, politik tarihinden ve temsil ettiği toplumsal hafızadan çok, hayatının belirli bölümleri üzerinden konuşulmaya başlandı. Bir hüküm insanı mahkûm edebilir; ama onun bir toplumda bıraktığı izi, değiştirdiği dili ve başkalarının hayatında açtığı yeri tayin edemez. Yılmaz Güney’in hikâyesindeki büyük gerilim tam da burada duruyor yani hakkında verilen hükümlerle bir halkın hafızasında ona verdiği yer arasındaki mesafede.

Tam da Yılmaz Güney öldükten sonra onun sinemasından ziyade hayatı üzerinden bir karşı mücadele başlatıldı. Bütün bir biyografinin önüne iki kelime geçirildi: “Hâkim katili.” Oysa sürekli tekrarlanan bu sıfatın kendisine de bakmak gerekiyor. O gece yaşananların, bir hâkimin kamu görevini yerine getirirken öldürülmesiyle ilgisi yoktur. İddialara göre olay, kamu görevinin dışında, bir akşam eğlencesinde; alkolün, küfrün, gerilimin ve saldırganlığın bulunduğu bir ortamda yaşandı. Bütün bunları silip yalnızca “devletin hâkimi öldürüldü” diyerek bir devlet meselesi kurmak bana göre her şeyden önce devlet kavramının kendisine saygısızlıktır. Bir hâkim elbette hâkimdir; fakat mesai dışında yaşadığı her kişisel olayda devleti temsil eden dokunulmaz bir siyasal simgeye dönüşmez. Yumurtalık dosyası tartışılacaksa unvanlar üzerinden değil, o gece ne yaşandığı, tanıkların ne söylediği ve dosyadaki deliller üzerinden tartışılmalıdır. 2023’te ailenin avukatı Bişar Abdi Alınak ve hukuk ekibi, yaklaşık yarım yüzyıl sonra dosyayı yeniden inceleyerek Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurdu. Yeniden yargılama ve Sefa Mutlu’nun mezarının açılarak otopsi yapılması istendi. Tanık anlatımları ile kriminalistik bulgular arasındaki çelişkiler yeniden gündeme getirildi. Ancak yeniden yargılama talebi kabul edilmedi. Bu da dosyanın tarihidir. Ama bir karar, dosyanın içindeki soruları ortadan kaldırmaz. Yılmaz Güney’i sevmek için........

© İlke TV