menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Olgular ile Normlar arasında Öcalan ve Habermas

12 0
yesterday

Jürgen Habermas, iyi bildiğim ya da düşünsel olarak beni fazlasıyla etkileyen filozoflardan biri değildir. Hayatla ve edebiyatla kurduğum ilişki açısından baktığımda Habermas’ın bende Kant, Nietzsche, Heidegger, Benjamin ve Derrida kadar güçlü bir karşılığı olduğunu asla söyleyemem. Habermas’la kurduğum ilişki daha çok, onun kavramlarının edebiyatın içindeki bazı deneyimleri yeniden düşünmeye imkân vermesi üzerinden şekilleniyor. Bu noktada Tanıl Bora ve Mithat Sancar’ın yorumları daha belirleyici olacaktır. Özellikle Sancar’ın Habermas üzerinden Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gerçekliğine ilişkin daha fazla şey söyleyebileceğini düşünüyorum. Söyler mi? Bilmiyorum; Sancar bu konuda, en azından benim duyduğum kadarıyla, oldukça cimridir.

Habermas’ı edebiyat üzerinden düşündüğümüzde en verimli mesele, onun olgusallıkla geçerlilik arasındaki ayrımını ve yaşam dünyası kavramını edebi metinlerin dünyasına taşımaktır. Edebiyat burada yalnızca toplumsal gerçekliği temsil eden bir alan olmaktan çıkar; insanların dünyayı nasıl anlamlandırdıklarını, hangi normları meşru gördüklerini ve adalet duygularını hangi ortak deneyimler üzerinden kurduklarını açığa çıkarır.

Bu açıdan bakıldığında ilk akla gelen isim Yaşar Kemal’dir. Özellikle İnce Memed ve kısmen Yer Demir Gök Bakır, ezilen köylünün, eşitsizliğin, adaletsizliğin ve direnişin hikâyesini anlatır. Buradaki olgusallık, toprak ağalığı, yoksulluk, devlet şiddeti ve toplumsal eşitsizlik gibi maddi koşullarda ortaya çıkar. Fakat Yaşar Kemal’in romanları yalnızca bu olgusal dünyayı betimlemez; aynı zamanda bu dünyanın içinde insanların neyi adil, neyi haksız, neyi meşru ve neyi gayrimeşru kabul ettiklerini de gösterir. Bu anlamda geçerlilik, resmî hukukun normlarından önce ya da onun dışında oluşan kolektif adalet duygusunda, dayanışmada, söylencelerde ve ortak hafızada aranabilir.

Kemal’in dili bu nedenle Habermas’ın yaşam dünyası kavramıyla bir araya getirilebilir. Çünkü yaşam dünyası, insanların ortak anlamları, gündelik deneyimleri ve normatif kabulleri ürettikleri toplumsal zemindir. Yaşar Kemal’in romanlarında da resmî hukuk ile köylünün adalet duygusu arasında sürekli bir gerilim vardır. Devletin yasası başka bir şey söylerken, köylünün hafızası ve ortak vicdanı başka bir adalet fikri üretebilir. Roman bu çatışmayı görünür kılar.

Bu çerçevede ikinci önemli isim Orhan Kemal’dir. Orhan Kemal’de mesele, Yaşar Kemal’deki destansı ve mitik direnme biçimlerinden çok, emeğin, yoksulluğun, sınıfsal eşitsizliğin ve gündelik hayatın içindeki ilişkilerin nasıl bir toplumsal dünya oluşturduğudur. Bereketli Topraklar Üzerinde ya da Murtaza gibi metinlerde bireyin yalnızca ekonomik koşullar tarafından değil, çalışma ilişkileri, bürokrasi, otorite ve gündelik normlar tarafından da biçimlendirildiğini görürüz. Habermas üzerinden bakıldığında burada dikkat çekici olan, sistem ile yaşam dünyası arasındaki gerilimdir: Ekonomik ve bürokratik ilişkiler, insanların gündelik anlam dünyalarına nüfuz ettikçe, yaşam dünyasının kendi iletişimsel ve dayanışmacı ilişkileri baskı altına girer.

Dolayısıyla Habermas üzerinden edebiyata bakıldığında Yaşar Kemal’de adalet ve ortak vicdan, Orhan Kemal’de ise emek ve toplumsal eşitsizlik üzerinden bir şeyler söylenebilir. Ancak Habermas’ı edebiyatla buluşturmanın en verimli yolu, romanları onun teorisine indirgemek değildir; onun kavramlarını kullanarak edebiyatın zaten sezgisel olarak bildiği, fakat felsefenin başka bir dille kavramsallaştırdığı o ortak yaşam alanına yeniden bakmaktır.

Edebiyatta görünen bu gerilim, siyasal düzlemde daha çıplak bir biçimde ortaya çıkar: Bir toplumun fiilî güç ilişkileri ile bu ilişkilerin meşru sayılabilmesi için ileri sürülen normatif iddialar aynı şey değildir. Olgusal olan ile normatif olan arasındaki mesafe, tam da hukukun ve siyasetin kendisini kurduğu alandır.

Habermas’ın Olgular ve Normlar eseri, modern demokratik toplumlarda hukukun bu iki boyutunu birlikte düşünmeye çağırır. Eserin Almanca başlığında yer alan olgusallık ve geçerlilik, birbirini izleyen iki aşamayı değil, hukuk ve demokrasi içinde sürekli yeniden kurulan bir gerilimi ifade eder. Habermas’ın “arası”, bir orta nokta değil, olgusallık ile normatif geçerlilik arasındaki karmaşık ilişkiyi anlatır. Bir yanda mevcut güç ilişkileri, zorlayıcı kurumlar, tarihsel çatışmalar ve fiilî egemenlik pratikleri; diğer yanda normların etkilenen herkes açısından gerekçelendirilebilir olmasına dayanan geçerlilik iddiası vardır.

Burada önemli olan, olgusallık ile geçerliliğin birbirini izleyen iki aşama olmamasıdır. Modern hukuk ve demokrasi tam da bu ikisi arasındaki gerilim içinde var olur. Fiilî güç ilişkileri hukukun toplumsal gerçekliğini belirlerken, hukukun normatif geçerlilik iddiası bu gerçekliği olduğu haliyle kabul etmekle yetinmez. Demokratik siyasetin sorusu, mevcut olanın meşru olup olmadığı, meşruiyet iddiasının hangi usullerle gerekçelendirilebileceğidir.

Öcalan’ın çağrılarını Habermas........

© İlke TV