Sahalarda Bir Heyûla Dolaşıyor: ‘Em Hatin!’
Amedspor’un sahalardaki serencamına tarihsel açıdan bakıldığında hiçbir başarının tesadüf olmadığını anlamak zor olmasa gerek. Her şeyden önemlisi, 2014’ten 2024’e kadar ontolojik iddiasından dolayı başına gelmeyenin kalmadığı bir futbol takımından bahsediyoruz. Engeller, yasaklar, finansal zorluklar ve fiili-hukuki saldırılar; ters etki yaratarak politik yalıtılmışlık ve bastırılmış bir ulusal varlığın, su misali akarak zamanla çatlağını yeşil sahalarda bulmasını sağlamıştır. Buna rağmen her karşılamadan sonra Amedspor’un “bir kulüpten daha fazlası” olduğu unutuluyor ve onun temsil ettiği hafıza görmezden gelinerek her başarı “tesadüf” olarak çerçeveleniyor. Fakat Trabzonspor ve Beşiktaş galibiyetinden sonra başta futbol yorumcuları olmak üzere birçok kişinin “Ya durun bir dakika” diyerek yaklaşımlarını gözden geçirdiklerine de şahit oluyoruz. Özellikle milli araya girerken Amedspor’un liderlik koltuğuna oturmasından sonra her başarının bir tesadüf olmadığı daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.
Bunun bir sebebi, artık “heyûlâ” olarak ifade edilecek bir olgunun “kuvveden fiile geçerek” adeta bir “suret” kazanmasıdır. Bugünden 178 yıl önce Marx ve Engels, Komünist Manifestonun girişinde Avrupa’da bir heyulanın, kendilerine karşı bir ittifakta buluşan benzemezlerin başına “musallat olacağını” ifade ederken bunun tüm güçler tarafından kabul edilen bir olguya işaret ettiğini belirtirler. Ta Marx ve Engels’e kadar gitmemin sebebi, Amedspor’un tribünlerdeki son koreografisinin bende uyandırdığı simgesel çağrışımdır. Koreografide koordine olmuş taraftarların bir kısmı kırmızı, diğer bir kısmı yeşil görseller taşırken bir anda tribünde üzerinde “Em hatin (Biz geldik)” yazılı bir insan silueti yükseliyordu. Koreografide bir suret yoktu; bedensel varlığın heybeti, üzerindeki ifadenin çoğul ekli vurgusu bir yönüyle merak uyandırırken “heyula” sözcüğünün Aristo’dan İslam felsefesine kadar taşıdığı anlamlarını da akla getiriyordu. Çünkü Amedspor bir “heyûlâ” olarak yükseldi; bu onun maddi özüydü; yeşil sahalarda dolaştıkça özünden bir başarı vücuda geldi ve milyonların etrafında buluşmasıyla “ontolojik suret” kazandı.
Amedspor’a negatif bakışın kaynağı
Amedspor’un sosyopolitik bir olgu olması, hatta birçok insan tarafından “kimlik” olarak görülmesi beraberinde ayrımcı ve cinsiyetçi saldırıları da getirdi. Bunun bir sebebi, geçmiş yıllarda Amedspor’un siyasi iklimin de etkisiyle bizzat bazı siyasi parti ve devlet yetkilileri tarafından negatif bir şekilde kodlanmasıdır. Diğer bir sebep ise daha olgusaldır, yani Türkiye toplumunun 1980’li yıllardan itibaren her türlü politik söylem – eylem ve hak arayışından soğutulması ve toplumun çoğulcu yapısının bir “yekpareliğe” sıkıştırılmış olmasıdır. Dolayısıyla burada mesele, Amedspor’un kendini nasıl tanımladığı değildir; çünkü toplumsal bir olgudan bağımsız tanımlama ancak Jakobenlerin tarzı olabilir. Bugün Amedspor, temsil ettiği Diyarbakır’ın ve coğrafyanın sebebi değil, tamamen bir sonucudur. Bu sebeple kendini tanımlarken “Tîma gel (Halkın takımı)” ifadesini kullanmaktan imtina etmemesi de gayet normal…
Kürtlerin Amedspor’a yüklediği anlam hem politiktir hem de değildir. Onun etrafında buluşan kesimlerin tamamı politik olmayabilir; ama duygusal bir içgüdüyle herkesin kendini orada görmesi veya görmek istemesi, dolaylı da olsa politik bir reflekstir. Dolayısıyla toplumsal bir olgunun olduğu yerde, bununla uzlaşmak ve ulusal varlığını (Kültür, anadili, coğrafya) amasız fakatsız kabul etmek akla en yatkın olandır. Çünkü destekledikleri bir spor kulübü veya organizasyonu kendi kültürel kodlarıyla benimsemek, bir “Kürt icadı” değil. Dünyanın her yerinde ilk spor kulüplerinin........
