Üç kapı ve üç kapan arasında barış
Kapılar geçmişi geride bırakıp geleceğe açılan eşiklerdir; kapanlar ise geleceğe kurulan tuzaklar, umutları çalan ve geçişi engelleyen bariyerlerdir. Türkiye bugün tam da bu kapıların ve kapanların arasında duruyor.
Kürt Meselesi, Demokratik Toplum ve Barış Süreci ile artık ara durakların değil, nihai sonuçların şekilleneceği bir düzlüğe girilmiş görünüyor. Önümüzdeki günlerde Meclis Komisyonun hazırlayacağı rapor; yalnızca bugünün politik ortamını değil, iç ve dış politikada Kürt Meselesiyle ilgili nasıl bir yol izleneceğini de belirleyecek nitelikte olacak. Raporla birlikte alınacak kararlar, epeyce süredir inişli çıkışlı ilerleyen sürecin kalıcı bir barış zeminine mi oturacağını, yoksa yeni bir belirsizlik dönemine mi sürükleneceğini tayin edecek. Böylesi eşik anlarında, siyasetin ya da karar vericilerin, yalnız güç dengelerini değil, birlikte yaşama iradesini de hesaba katması gerekir. Hannah Arendt “Siyaset, insanların birlikte yaşama cesaretini kaybettiği yerde çöker” der. Bugün tam da bu cesaretin sınandığı bir döneme girilmiş durumda.
Bu eşiğin aşılabilmesi için önümüzde açılması gereken kapılar var. İlki, yıllardır kilitli tutulan ve barışın anahtarının ardında saklı olduğu İmralı kapısıdır. 27 Şubat’ta yapılan Demokratik Toplum ve Barış Çağrısı, bu topraklarda silahların susması ve demokratik siyasetin gerçek anlamda devreye girmesi için ortaya konmuş güçlü bir iradedir. Ancak bu iradenin karşılık bulabilmesi için, çağrının sahibi olan Sn. Öcalan’ın sağlık, çalışma ve müzakere koşullarının ivedilikle sağlanması elzemdir. Barışın kararlaştırılacağı bir süreçte, temel aktörün dış dünyayla temasının sınırlı tutulması, iletişim olanaklarının kısıtlanması, ulusal ve uluslararası heyetlerle doğrudan görüşme imkânından yoksun bırakılması, süreci ilerletmez; aksine kilitler. Keza AİHM kararları ve bugüne dek verilen sözler ortadayken Umut Hakkı’nın hâlâ yasalaşmamış olması da, kilidin neden bir türlü açılmadığını da ortaya koyar. Oysa bu kapı açıldığında, yalnızca bir mekânın değil, barış ihtimalinin de önü açılacaktır…
İkinci kapı sınırdadır; Mürşitpınar’da. Bu kapının açılması denildiğinde, yalnızca bugün Kobani’de yaşanan kuşatmanın yarattığı insani dramdan söz etmiyoruz. O dramın kendisi zaten insan olmanın, vicdanın, ahlakın ve inancın gereği olarak bu kapının açılmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak asıl mesele, Mürşitpınar’ın Suriye sınırındaki diğer kapılar gibi ticari ve insani temasa kalıcı biçimde açılmasıdır. Geçmişte........
