Tarihin kapısı: Çerçeve Yasa
Meclis’in önünde duran mesele yalnızca bir yasa değil; yüzyıllık bir sorunun çözüm iradesidir. Son haftalarda Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin içine girdiği türbülans hem siyasal alanda hem de toplumda belirgin bir karamsarlık üretmişti. Sürecin yönüne dair soru işaretleri artmış, umut yerini temkinli bir bekleyişe bırakmıştı. Ancak İmralı Heyeti’nin Pazartesi günü Sayın Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşme, bu ağır atmosferi önemli ölçüde dağıttı. Görüşme sonrasında yapılan açıklama ve Öcalan’ın verdiği mesaj, süreci bir kez daha kötümserliğin dibinden alıp umudun zirvesine taşıyan bir etki yarattı.
Öcalan’ın son mesajında öne çıkan en önemli unsur; çözüm iradesinin korunması, Kürt-Türk tarihsel ittifakının yeniden ve bu kez hukuki bir zeminde inşa edilmesi gerekliliği ile bunun ancak eşitlik temelinde mümkün olacağı vurgusudur. Ayrıca çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması çağrısı yapılırken, bunun ancak güçlü bir hukuki ve demokratik zeminle kalıcı hale gelebileceği açıkça ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, sürecin yalnızca güvenlik eksenli değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir yeniden kuruluş meselesi olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Tam da bu noktada, sürecin yeniden ivme kazandığı bir eşikte, geri dönüşün değil ileriye doğru kararlı adımların zamanının geldiği açıktır. Bu durum doğrudan siyaset kurumuna ve özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne tarihi bir sorumluluk yüklemektedir. Çünkü artık mesele, iyi niyet beyanlarını aşarak somut, bağlayıcı ve kapsayıcı bir hukuki çerçevenin oluşturulmasıdır. Bunun adı da açıktır: Çerçeve yasa.
Çerçeve yasanın önemi, yalnızca bir yasal düzenleme olmasından kaynaklanmaz; o, sürecin ciddiyetini, yönünü ve samimiyetini belirleyecek temel belgedir. Eğer bu yasa dar, teknik ve yalnızca silahsızlanmaya odaklı bir içerikle hazırlanırsa toplumsal güven üretmesi mümkün değildir. Oysa ideal bir çerçeve yasa; hakları tanımlayan, eşit yurttaşlığı güvence altına alan, demokratik siyasetin önünü açan ve taraflar arasında karşılıklı sorumlulukları net biçimde belirleyen bir “kök yasa” niteliği taşımalıdır.
Tam da burada Öcalan’ın altını çizdiği kritik bir eşik karşımıza çıkıyor: “Negatif hukuktan pozitif hukuka geçiş.” Negatif hukuk; yasaklayan, sınırlayan ve daha çok güvenlik kaygısıyla hareket eden bir anlayışı ifade eder. Pozitif hukuk ise hakları tanıyan, güvence altına alan ve birlikte yaşamı kuran bir yaklaşımı temsil eder. Yani mesele, yalnızca tehdidi bertaraf eden bir hukuk değil; eşitliği kuran, farklılıkları tanıyan ve toplumsal barışı kalıcı hale getiren bir hukuk düzenine........
